Son Okuduğum Kitaplar

  1. “Aslında…” – Ercan Kesal: Edebiyat, sinema, memleket ve insan halleriyle ilgili yazarla yapılan söyleşileri içeren bir kitap. Yer yer tekrara düşse de güzel kitap beğendim.
  2. “Reklamsız Marka Yaratmak” – Chris Grams: Yazar, daha önce çalışmış olduğu Red Hat şirketi üzerinden bir marka yaratmanın adımlarını anlatıyor. Türkiye için bu örneklerin artık can sıktığını düşünmekteyim. Beğenmedim.
  3. “Tüketim İçgüdüsü” – Gad Saad: Lübnan doğumlu Kanadalı bilim insanı olan yazar, insanın biyolojik altyapısı ve karakteristiğinden yola çıkarak, insanın tüketim davranışlarını tetikleyen içgüdülerden bahsediyor. Kitap yeni bir perspektif sunuyor, beğendim. 
  4. “Zamanın Kelimeleri” – Tanıl Bora: Yakın tarihin siyasal hayatında yer alan kelimelerin (Yeni Türkiye, fıtrat, algı operasyonu vb. ) izini sürüyor yazar. Kitabı beğendim.
  5. “Pazarlama Savaşı” – Jack Trout – Al Ries: Pazarlama savaşında saldırı, savunma, kanat saldırısı ve gerilla savaşının temel ilkelerini örnek markalar üzerinden anlattıkları kitap. Beğendim.
  6. “Türklük Sözleşmesi” – Barış Ünlü: Gündelik davranışların, duyma, duymama, bilme, bilmeme, duygulanma, duygulanmama, ilgilenme, ilgilenmeme gibi hallerin siyasal anlamlarını yazılı olmayan bir Türklük Sözleşmesi üzerinden anlattığı kitap. Sosyal bilimlerde yeni bir tez olarak okunmaya değer. Beğendim.
  7. “Büyüleme” – Guy Kawasaki: Yazar kitabında bireylerin eylemlerini nasıl etkileyebileceğimizin yollarını, etik kaygıları göz önüne alarak açıklıyor. Güzel kitap, beğendim.
  8. “Strateji Yasaları” – David B. Yoffie & Michael A. Cusumano: Harvard ve MIT üniversitelerinden iki kıymetli hocanın üç büyük strateji ustasını ele alarak, bu kişilerin nasıl düşündükleri, nasıl öğrendikleri ve fikirlerini nasıl hayata geçirdiklerini anlattıkları kaliteli kitap. Beğendim. 
  9. “Foucault Sarkacı” – Umberto Eco: Yazar, irrasyonel düşüncenin 500 yıllık tarihini bir çeşit roman üzerinden anlatıyor. Ağır kitap, anlaşılması zor, yeniden okumam gerekir diye not aldım. 
  10. “Yanlış Cumhuriyet” – Sevan Nişanyan: Atatürk ve Kemalizm üzerine 51 soru sorup ve bu soruları cevaplandırarak, Türk modernleşmesinin tarihinin yeniden eleştirel bir gözle değerlendirilmesine katkıda bulunuyor. Birçok açıdan yeni bilgiler edindiğim bir kitap oldu, beğendim.

Özeleştiri kabiliyeti

Eksiği görebilenler eleştirebilir. Tam olmayan, tamamlanamamış bir soruna verilen cevaptır, eleştiri.

O yüzden eksik olanın görülmesi gerekir.

İnsan, hayata kendi düşünce dünyasından baktığı için sınırları vardır. Sınırları çizilmiş hissiyatının dile getirdikleridir, söyledikleri.

Eleştiri getirdiği anda içinde bir mutluluk hissi yaşaması, ya kendisinin tam olduğunu düşünmesidir ya da eleştiri getirdiğinin eksik. Tam bu noktada özeleştirinin zorluğu anlaşılabilir.

Özeleştiri bir kabiliyettir. Kendine dışarıdan bakabilme, bir adım geriye atıp kendini bir başkası kadar görebilecek yeteneğe sahip olabilmeyle ilgilidir.

Keyfi bir başkasını eleştirirken gören zihnin, bir anda okları kendine çevirebilmesi elbette kolay değildir. Ama bir o kadar eğlencelidir. İnsan, kendisiyle takılabildiği kadar huzurludur.

Yani, huzurun kaynağı tartıdır. Adaletin tartısı.

İçselleştirilmiş bir özeleştiri tutumu, barışık bir ruha sahip olmanızı, daha güçlü kalmanızı sağlar.

Biat etmek

Biat bir anlaşmadır. Köleleğin, itaatin.

Beşer sistem üretir. Tarikat, cemaat, siyaset … Bir idealler ülküsü etrafında buluşan benzer olmaya gayret gösteren bir yığın insan. Amaç, aynılaşmaktır.

Her ne kadar hep aynı şeyleri düşünmek isteseler de, kendileriyle hep çelişirler. Çelişkinin sebebi, kendilerinde göremediklerini istemeleridir. Sorgusuz, sualsiz bir lidere ihtiyaç duymanın acizliği gibi. Yansıtır görmek isteyenlerin halini. Olmayanın.

Meşrulaştıran her pisliği kalabalıklarda, “her şeyi bilir”, “bir bildiği vardır” imalarıdır içten içe. Garip değil mi? Sahip olduğu “aklı” idrak edememiş bir “aklın” neyi yaşadığını, düşündüğünü görmemesi.

Ben her şeyi biliyorsam eğer, onların sayesinde.

Alkışlarıyla, kurtarıcılığım pekişiyorsa.

Ve ötekinin düşüncesi, korkutuyorsa beni.

Kime anlatabilirim? Anlatılması gerekenleri.

Deneyim

“Söyle sevda içinde türkümüzü

Aç bembeyaz bir yelken

Neden herkes güzel olmaz

Yaşamak bu kadar güzelken?”

Fazıl Hüsnü Dağlarca

İnsanın başkalarını tanıyışı zamanla olur. Başkaları, arkadaşları, dostları, akrabaları, diğerleri.

Tanımanın yolu zamandan geçer. Zaman sürekliliği ifade eder. Süreci yani. İnsanlar iletişim sürecinde şahit olduklarıyla, duyduklarıyla, değerlendirmeleriyle hep bir hüküm verirler. Ama hükümde ağırlığı en fazla olan şahitliktir.

Şahitlik, yaşamaktır. Bu yüzdendir ki insanlar tavsiyelere yeteri kadar kulak vermezler. İnsanlar, olayın içinde olmak ister. Var olmak, deneyimlemek ister.

İşte zamanın süreçteki rolü de deneyimdir. Deneyim, satın alınamaz. Alınamayan ise değersizdir.

Görmeyen göze de, göremeyecek olana da, görme imkanı yakalamamış olana da, görüpte anlamayana da anlatılabilir. Gerçekler. Bir başkasının gördüklerindeki. Görülenlerin hakikat olup olmadığını asla değil.

İşi ehline verme

İnsanın bulunduğu konum ile hata yapma arasında bir ilişki vardır.

Yaptığı iş her ne olursa olsun, insanın en temel görevi, adaleti ayakta tutmak olmalıdır. Hakikate tecavüz, adaleti yok ederek başlar. Emanetine, ehline verilmeyen her işte bunu görebilirsiniz. Ruhu et parçası gibi gören bir insanın hissiyatı ile adaleti kemiren bir insanın ruh hali benzerdir.

“Emanetin göklere ve dağlara teklif edildiği, ama bunu yüklemekten kaçındıkları” (33/Ahzab, 72) bir durumda, “Allah için hakkı ve adaleti ayakta tutun.” (5/Maide, 8) ilahi beyanını hayatının merkezine koymayan her beşer, “kimliksiz bir ceset” (22/Hacc, 31) olarak yaşayan bir ölüdür.

Tahta at zihniyeti

Derler ki, denizi her tarafları kuşatmış olan ve tepelerinde ve düzlüklerinde sayısız çirkin yapının kaynaştığı ve tarihin her gün istimlake uğradığı büyük bir şehirde, gökyüzüne yükselen bir konağın belediye parkından kaç misli büyük bahçesinde demirden bir at heykeli varmış ve bu anıtın anlamı denildiğine göre şu demekmiş: Konağın ve nice varlığın sahibi, köşkünün önünden geçen halka demek istermiş ki: Ey halk! Siz böyle at gibi uysal kaldıkça, dünya davalarına at gibi baktıkça benim varlığım da gökyüzüne doğru yükselir. Bu atın manası buymuş. Sizin atınızın temsili nedir? Sizin atınız hangi akla hizmettir? Bu başımıza gelen kaçıncı rezalettir? Yakın tarihimizi ve kültürümüzü ve edebiyatımızı ve sanatımızı ve imalatımızı ve siyasetimizi kemiren bu tahta at zihniyeti, bu elem verici zavallı görünüşüyle bizi daha ne kadar tahta nalları altında inletecektir? Gövdesinde barındırdığı yarım yamalak sahte savaşçılarıyla bizi daha ne kadar tehdit edecektir? Hiç utanmak yok mudur? (Oğuz Atay, Korkuyu Beklerken, S. 162-163)

Utanmayı bilenler, rahatsız olurlar. Yaşanılanlar, mahcubiyet hissinin, gülünç duruma düşmenin verdiği üzüntüdür.

Herkes, yaptığı her işte, kalbinin temiz kalan kısmı kadar “iyi”.

Samimi olanlar yaptıklarının farkındadır. Yapmadıklarının da.

Makalenin ortak yazarı: Chester adlı kedi

Michigan State Üniversitesi’nde fizikçi ve matematikçi olan Jack H. Hetherington’ın, 1975 yılında Physical Review Letters dergisinde bir makalesi yayımlanır.

CrcOiB7XYAEaymm.jpg-large
Makalenin ortak yazarı: F.D.C. Willard

Bu makaledeki ortak yazar, Jack H. Hetherington’ın kedisi. Yani F.D.C. Willard isimli yazar bir bilim insanı değil, kedisine koyduğu isim.

Yakın çevresi ve meslektaşları anlamasın diye ismi farklı şekilde kodlamış. Şimdi bu kodlamanın ayrıntılarına bakalım.

Ortak yazardaki isim: F.D.C. Willard

  • F.D. = Felis Domesticus (Kedinin tür adının ilk harfleri)
  • C. = Chester (Kedisinin ismi)
  • Willard = Kedisini terk eden kedinin ismi

Yukarıdaki makaleyi kendi imzası ve sağında kedisinin ayak izleri ile imzalanmış haliyle bazı kopyalarını arkadaşlarına ve meslektaşlarına 1978 yılında gönderir.

Sonrasında, 1980 yılında Fransız bir popüler bilim dergisinde kedisinin tek isim olduğu ayrı bir makalenin yayımlandığı ortaya çıkar.

Bilim dünyasında iki bilimsel çalışmasıyla yer bulan F.D.C. Willard tarihe güzel bir anı olarak geçer:)