Sıcak,Düz ve Kalabalık -Thomas Friedman

Thomas Friedman’ın kitaplarını okuduğunuz zaman farkını hemen ortaya koyuyor. Bana göre tartışılmaz dünyanın en iyi yazarlarından biri. Olayları yorumlaması,ileriyi görüp çok keskin hatlarla belirtmesi, yapılacakları çok rahat bir şekilde sıralayabilmesi şüphesiz ne kadar entellektüel olduğunu gösterir.

Sıcak,Düz ve Kalabalık’ta yazar Thomas Friedman, Küreselleşmenin Geleceği ve Dünya Düzdür gibi tüm dünyada çok satan kitaplarında farklı açılardan baktığı küreselleşme olgusuna bu sefer küresel ısınma ve küresel geleceğimiz açısından etkileri perspektifinden bakmaktadır.

Kitaptan tuttuğum notlar;

Sadece teröre karşı savaş değil, kazanmamız gereken daha çok şey var. Katkıda bulunmamız gereken çok şey var. Ama sadece 11 Eylülden sonra değil, son otuz yıldır politikalarımızda ve mizacımızda meydana gelen değişiklikler odak noktamızda kırılma yarattı ve isteklerimizi bireyselleştirdi. Ülke olarak ulusal çıkarlarımızı, kamusal alanlarımızı ve uzun vademizi daha az düşünüyor gibiyiz. Günün yöntemi, hala şu ” Ne zaman istersek, o zaman başlarız”.

Büyük ve zorlu bir meseleyle ilgilenirken Amerika’nın dikkatini bir noktaya toplayıp bunu devam ettirmek konusundaki eksikliğine, enerji krizlerindeki tavrımızdan daha iyi bir örnek düşünemiyorum. 1973-74 Arap petrol ambargosunun hemen ardından Avrupalılar ve Japonlar benzin üzerine koydukları vergileri artırdılar. Japonlar ayrıca enerji verimliliği üzerine bir program başlattılar. Fransa, devlet projesi olarak ağırlıklı biçimde nükleer enerjiye yatırım yaptı ve günümüzde elektriğin yüzde 78’ini nükleer santrallerde üreterek ve çıkan atığın büyük kısmını tekrar işleyip enerjiye dönüştürerek bunun sonucunu aldı. Gelişmekte olan ülkeler arasındaki Brezilya bile ithal petrole bağımlılığını azaltmak amacıyla şeker kamışından etanol üretmek için ulusal bir program başlattı. Bugün Brezilya, yurtiçi petrol üretimi ve etanol endüstrisi sayesinde ham petrol ithal etmek zorunda değil.

Paul Valery ” Bizim zamanımızın sorunu, geleceğin eskiden olduğu gibi olmamasıdır”.

Enerji uzmanı ve Craniege Endowment’ta misafir öğretim görevlisi David Rothkopf ”Yeşil, sadece elektrik üretmenin yeni biçimi değildir. Ulusal güç üretmenin de yeni biçimidir.Nokta”.

Bir Çin atasözü şöyle diyor: ”Rüzgar yön değiştirdiğinde kimileri duvar örer, kimileri yeldeğirmeni yapar”.

Hem komünizm, hem de sosyalizm, hem tasarlanmaları itibariyle hem de getirdikleri itibariyle kısıtlamalar sistemleriydi. Tasarım açısından bakıldığında komünist yönetimler, büyüme için piyasa sisteminin yerine planlı bir ekonomik gelişme yöntemini koydular. Eski kızıl günlerde Moskova da esas olarak üç mağaza(et,süt,ekmek) vardı ve tek bir özel otomobil yoktu. Sonuç olarak enerji üretimi düşük bir toplumdu. Uygulama açısından bakıldığındaysa komünist ekonomiler rüşvetçi, etkin ve pek üretken olmayan ekonomilerdi ve bu halkın enerji tüketiminden kalori alımına kadar her şeyi kısıtlıyordu.

Asıl önemli olan şey, bütün yerel tüketimlerin toplamı olan toplam tüketim. Bu da yerel nüfus çarpı kişi başına yerel tüketim oranıdır. Gelişmiş ülkelerde yaşayan bir insanın kişi başına göreli tüketim oranı 32’dir. Dünyanın kalan 5.5 milyar insanı gelişmekte olan ülkeleri oluşturur ve göreli tüketim oranları, 32’den aşağı bir seviyeden başlayarak 1’e kadar iner.

Günün birinde diyor, McDonough, tüm aygıtlar (buzdolabı,televizyon,mikrodalga fırın, hatta otomobil bile) kiralanacak ve tekrar tekrar, beşikten mezara değil, beşikten beşiğe geri dönüştürülmek üzere üreticisine geri dönecek. Ancak bu yaklaşım versiyonlarından biri, düz bir dünyada ekonomik büyümeye yönelik yaşama şansı olan bir çözüm sunabilir.

Interacademy council ‘’yolu aydınlatmak’’ adlı raporu:

Oysa abd de kişi başına enerji tüketimi yılda 350 milyar jul, yani günde 230.000 kilokaloridir. Bunun anlamı, 100 insanın biyolojik ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek miktarda enerjiyi ortalama bir Amerikalının tüketmesidir. Hindistan ve Çin de bu oran Amerikadakinden 9-30 kat daha azdır.

Peşaver-Pakistan Darul uloom haggania en büyük medrese, 2800 öğrenci.1978 yılında yaklaşık 3000 medrese vardı bugün 30.000 bin tane vardır.

İslam, her zaman çeşitli biçimlerde uygulanmıştır. Modern çağda bu biçimlerde bazıları çağdaşlığa, Kuran’ın yeniden yorumlanmasına ve diğer inançlara hoşgörüye daha açıktır(Sufi İslamı veya Kahire,İstanbul,Kazablanka,Bağdat ve Şam’da hala görülen şehir merkezli,popülist İslam). İslamın(Suudi Arabistan’da iktidarda bulunan Vehhabi inaçlı hanedan gibi) Selefiye hareketi gibi bazı kollarınınsa en saf köklerine dönülmesine ve Muhammed Peygamber zamanında uygulanan haline benzer, sert ve sade bir ‘’çöl İslamı’’ uygulanmasına inandığı söyleniyor. İslamın bu yorumu çağdaşlığa açık değildir. ‘’Selef üs-Salih’’ veya kısa haliyle ‘’Selef’’ terimi, Muhammed Peygamber’in yakınındakilere ve onları izleyen iki kuşağa verilen isimdir ki bu kişilerin İslamın en iyi biçimini uyguladığına inanılır. Bu köktenci yolu günümüzde izleyenlere Selefi denir.

El Kaide’nin tarihini anlattığı The Looming Tower adlı kitabında Wright şöyle diyor:

‘’Mescid-i Haram’a yapılan saldırı, çok canlı olan devrim beklentisi konusunda krallık ailesinin gözlerinin açmasını sağladı. Aile bu kanlı eylemden, kendini köktendincilerden korumasının tek yolunun onları güçlendirmekten geçtiği dersini çıkardı. Böylece hükümet destekli din koruma gönüllüleri, muttava, alışveriş merkezleri ve restoranlarda dolaşarak, namaz zamanı erkekleri camilere kadar izleyerek ve kadınların sokakta kurallara uygun örtünüp örtünmediğini denetleyerek ülkede ezici bir varlık kazandı.

Kendi ülkesinde vicdan özgürlüğünü kırıntısı bırakmayacak kadar temizlemekle yetinmeyen Suudi Hükümeti, mesajını bütün İslami dünyaya yaymaya soyunarak dini vergi(zekat) sayesinde eline geçen milyarlarca riyalle dünyanın her tarafında yüzlerce cami,okul ve medrese yaptırarak içlerini Vehhabi öğretmen ve imamlarla doldurdu. Sonuç olarak dünyadaki Müslüman nüfusun ancak yüzde 1’ini oluşturan Suudi Arabistan, İslamın diğer geleneklerini bastırarak bu dine ilişkin bütün harcamaların yüzde 90’ını karşılar hale geldi. Ülkede müzik yok oldu. Resim ve edebiyat sansür tarafından boğuldu; bu genç ülkede az olsa gelişip canlanma şansı bulunan entelektüel hayat, sindirildi. Doğal olarak da kapalı ve korku içindeki zihinleri paranoya ve fanatizm sardı.’’

Mısırlı akademisyen Mamoun Fandy’e göre;

‘’Bir, ‘Akdeniz İslamı’, bir de ‘Kızıl Deniz İslamı’ var. İslamın ağırlık merkezi bir gemicilik,ticaret ve karşılıklı etkileşim evreni olan Akdenize, Beyrut’un, İstanbul’un, İskenderiye’nin veya Endülüs’ün dünyasına doğru hareket ederse hem din, hem de cemaati daha kozmopolit,dışadönük,hoş ve kibar olur. Ama İslam, Kızıl Deniz’e, sert ve tecrit edilmiş çöle ve ham petrolün kaynağına doğru hareket ederse ürkek,içedönük ve yabancı düşmanı olur.’’

Profesyonel ekonomistler,doğal kaynak bolluğunun, bir ülkenin ekonomi ve siyaseti açısından kötü bir şey olabileceğini uzun süredir söylüyor. Bu olguya ‘’Hollanda hastalığı’’ veya ‘’kaynağın laneti’’ deniyor.Bu terim sanayinin gerilemesi gibi bir olgunun yaşanabileceğinin anlatan bir durumdur.

Berlin Duvarının yıkışının durdurulamaz bir serbest piyasa ve özgür halklar dalgasını ortaya çıkaracağını düşündük. 1989 sonrasında bütün dünyada serbest seçimlerin hızla yayılması, bu dalgayı somut hale getirdi. Ama o yıllar, petrol fiyatının varili 10-40 dolar arasında değiştiği bir döneme rastlamıştı. Petrol fiyatının 2000’li yılların başlarında 50-120 dolara çıkması, Rusya’dan Venezüella’ya,İran’dan,Sudan’a,Angola’dan Türkmenistan’a dek her yerde bir dalga yarattı(petrootoriterizm dalgası). Bu devletleri yöneten atanmış veya seçilmiş elitler, petrolden gelen bu beklenmedik zenginliği, iktidara iyice yerleşmek,muhaliflerini satın almak ve Berlin Duvarı sonrası özgürlüklere direnmek için kullandılar.

İşte bu yüzden yeşile dönmek ulusal güvenliğin olmazsa olmazı. Petrol zengini bir bölgede demokrasiyi yükseltmek isteyen ama son tahlilde petrol fiyatının düşmesine yol açabilecek yenilenebilir enerji alternatiflerini içermeyen herhangi bir Amerikan stratejisi, başarısız olmaya mahkumdur.

İklim değişimi inkarcıları, gittiği doktordan,’’sigarayı hemen bırakmazsan akciğer kanserinden ölme olasılığınız yüzde 90’’ teşhisini duyunca, ‘’doktor bey, demek yüzde yüz emin değilsiniz. O halde ben sigaraya devam ederim’’ diyen hastaya benziyor.

Eskiden madenciler kömür ocaklarına götürdükleri kafes içinde kanaryayı acil uyarı sistemi olarak kullanırlarmış. Metan ve karbon monoksit gazlarına çok duyarlı olan kanaryalar ötmeye devam ettiği sürece temiz hava geldiğini bilirlermiş. Kanarya öldüğünde hemen madenden çıkarlarmış.

Aslında enerji, Afrika’nın en büyük yetim çocuğu. İnsan merak ediyor, ışıkları yakmaya yetecek enerji yokken yoksulluk, HIV/AIDS, sağlıksız içme suyu ve sıtma yardımları Afrika’ya nasıl varacak? Dünya Bankasına göre Hollanda bugün tek başına, Güney Afrika hariç, Sahra-altı Afrika ülkelerinde üretilen elektrik kadar elektrik üretiyor:20 gigavat. Çin ,Güney Afrika hariç, Sahra-altındaki bulunan 47 ülkenin bir yılda sistemlerine eklediği kadar ilave elektriği,yaklaşık her iki haftada bir sistemine ekliyor.

Electronic Data Systems’in fütüristi Jeff Wacker,hep, inovasyonları yapanların,herkesin bildiğinin yüzde 99’unu bilen ve dolayısıyla da kimsenin bilmediği yüzde 1’i yaratabilecek insanlar olduğunu söyler.Eğer yüzde 99’u bilmiyorsanız veya ulaşamıyorsanız,kalan yüzde 1’i yaratabilecek zemininiz yok demektir. Yine herkesin bildiği yüzde 99’un bir kısmını yeniden yaratmanız,daha büyük olasılıktır.Eğer elektriği olmayan 1.6 milyar kişiye elektrik götürmek suretiyle dünyayı daha düz hale getirebilirsek tüm o beyinleri de herkesin bildiği yüzde 99’a bağlar ve kimsenin bilmediği yüzde 1 üzerine çok daha fazla kişinin çalışmasını sağlamış oluruz.Wacker, ‘’İşte her yerde inovasyonların olacağı an, o andır.’’ Diyor.

Bence formülümüz şu olmalı: Temiz enerjinin,enerji verimliliğinin,kaynak üretkenliğinin ve doğa korumanın inovasyonu,üretimi ve yaygınlaştırılması için yenilenebilir bir enerji ekosistemi kömür,petrol ve doğalgaz yakmanın gerçek maliyeti. Yani,sebep oldukları iklim değişimini,tetikledikleri kirlilik ve meydana getirdikleri enerji savşlarını hesaba kattığınızda fosil yakıtların topluma gerçek maliyetinden ucuz olan temiz enerjiye ihtiyacımız var.

Pentagon planlamacıları hep şöyle der: ‘’ Kaynaksız vizyon, halüsinasyondur.’’ İçinde olduğunuz şey,yeşil devrim değil,yeşil halüsinasyon. Çünkü kendimize ve çocuklarımıza önerdiğimiz şey kaynaksız bir vizyon. O vizyonu gerçeğe dönüştürecek akıllı tasarımlarla şekillendirilmiş,piyasa güçlerince desteklenen yüksek verimlilik standartları,sıkı yasalar ve bir doğa koruma etiği olmaksızın sahip olunan vizyon. Sonuçları istiyoruz ama araçları istemiyoruz.

Devrim, bir akşam yemeği daveti değildir,bir deneme,bir resim,bir nakış değildir; devrime yumuşak,aşamalı olarak,özenle,düşünceli biçimde,saygıyla,nezaketle,sade veya ılımlı biçimde yaklaşılamaz. Mao Tse-tung

Eğer bu kitaptan tek bir fikir alacaksanız, lütfen şunu alın: Çeşitli düzenlemeler yaparak Enerji-İklim Çağı’nın sorunlarına çözüm bulamayız.Tek yolumuz,inovasyonlar yapmaktır. Bunu tek yolu da ,dönüştürücü etkiye sahip inovasyonlar ve yeni ürünlerin ticari hayata girmesi için dünyada yaratılmış en etkin ve bereketli sistem olan ABD piyasasını harekete geçirmektir. Doğa Ana’dan sonra gelen büyük tek bir şey vardır, o da Kar Baba’dır. Ve biz onu henüz mücadelemize davet etmedik.

Suudi Arabistan petrol bakanı Yamani’nin OPEC üyesi meslektaşlarına uyarısı,anlatılanlara göre şöyle olurmuş. ‘’ Unutmayın çocuklar,Taş Devri,elde taş kalmadı diye bitmedi.’’

Enerji-İklim Çağı’nı şekillendiren beş trend;

-Enerji arz ve talebi
-İklim değişimi
-Petrodiktatörlükler
-Biyolojik çeşitliliğin yok olması
-Enerji yoksulluğu

Efsanevi çevreci Lester Brown, ‘’Sosyalizm,piyasanın ekonomik gerçeği söylemesine izin vermediği için çöktü. Kapitalizmse piyasanın çevresel gerçeği söylemesine izin vermediği için çökebilir.’’

Birkaç gerçek: Sera gazı emisyonunun yaklaşık yüzde 30’u ulaşım ve nakliyeden gelir. Yani araçlarımızı yakıt yerine elektrikle çalışabilir hala getirmek,önemli bir fark yaratır. Tabii, eğer burada kullanılan elektrik temiz kaynaklardan elde edilirse. Şu anda Amerika’nın elektriğinin yaklaşık yarısı kömür yakarak,yüzde 20’si nükleer enerjiden,yüzde 15’i doğalgaz yakılarak yarısı kömür yakarak,yüzde 20’si nükleer enerjiden,yüzde 15’si doğalgaz yakılarak,yüzde 3’ü akaryakıttan,yüzde 7’si su enerjisinden,yüzde 2’si ise güneş,rüzgar ve jeotermal kaynaklar ile odun yakılarak elde ediliyor. Fransa, elektriğin yüzde 75’ini nükleer santrallerden karşılıyor.

Korunması gereken ülke ve yere göre tüm bu koruma ekosistemleri farklı olacaktır. Bu ekosistemlerin her birine ben, ‘’Nuh’un Gemisi’’ diyorum. O günlerde dünyanın biyolojik çeşitliliğini korumak için Nuh’un tek bir gemisi vardı. Günümüzde ise biyolojik çeşitliliğimizi korumak için onlardan bir milyon tane lazım. Bugünün her bir gemisi,şu unsurlara sahip olmalıdır:

1. Biyolojik çeşitlilik açısından önemi nedeniyle kullanıma,yerleşime ve statüsünün değiştirilmesine yasak getirilmiş belli bölgelerin ayrılması ve ekonomik büyümede kullanabilecek başka bölgelerin özenle yönetilerek tükenmekte olan türlerin,su kalitesinin ve diğer ekolojik değerlerinin korunması.

2. Yerel topluluğa ekonomik fırsatlar sunularak bölgenin biyolojik çeşitliliğine zarar vermeden gelişmelerinin sağlanması.

3. İster otel işletmecisi,enerji veya madencilik şirketi,isterse çiftçi ya da turizmci olsun,bölgenin biyolojik çeşitliliğinin sürmesinde çıkarı olan ve kendilerine kar getirebilecek projelere küresel yatırımlar çekebilecek özel sektör yatırımcılarının,doğal dünyaya saygı göstermelerinin ve yerel hayat standardının bir an önce yükseltilmesine yardımcı olmalarının sağlanması.

4. Koruma altındaki alanları korumaya istekli ve bunu yapabilecek güçte olan ve aynı zamanda bu bölgeleri en yüksek fiyatı verene satmayacak veya kereste veya maden sektörünün yaklaşımları sonucunda rüşvete kapılmayacak yerel hükümetler.

5. Uygun biyolojik çeşitlilik analizini nasıl yapacağını bilen,hangi alanların korunup hangi alanların uygun çevresel önlemlerle birlikte geliştirilebileceğini tam olarak belirleyebilecek yetkinlikte yerel ve uluslar arası uzmanlar.

6. İlk ve orta öğretimi geliştiren girişimlerle gençlerin bilgi ve becerilerinin artırılması ve böylece onların etraflarındaki doğal hayatı yağmalamalarının zorunluluk olmaktan çıkarılması.

İki kez Nobel alan Linus Pauling’e nasıl böyle iyi fikirler çıkarabildiğini sormuşlar, ‘Çünkü benim her zaman çok fazla fikrim vardır’ demiş.

Yeşili yeniden tanımlamamız,ülkemizi yeniden yaratmamız ve bunu yaparken kendimizi yeniden keşfetmemiz gerekiyor. Yeni bir Mayflower’da gidiyoruz ve bu kıyılara daha önce hiç gelmemiştik. Eğer bunu kabul etmeyi başaramazsak soyu tükenmiş türlerden biri daha olacağız. Ama zorlu görevi yerine getirmek için ağaya dikilir ve gerçekten Yeniden Doğuş Nesli olursak-yeşili yeniden tanımlayarak Amerika’yı yeniden keşfeder,yeniden canlandırır ve yeniden doğmasını sağlarsak-biz ve bütün dünya sıcak,düz ve kalabalık bir çağda hayatını sürdürmekle kalmayacak,büyüyecek ve gelişecektir.

Not: Dikkatimi çeken birşey var,okuduğum iki romanında da son paragrafı hep kendi ülkesine ayırıp,çok güzel dileklerde bulunuyor yazar.Acaba bizim yazarlarımız bunu ne kadar yapıyor?

Reklamlar

Yayınlayan

Musa Ünalan

Fırat Üniversitesi'nde araştırma görevlisi. Pazarlama alanında doktora öğrencisi. İlgi Alanları (Birincil) : Tüketici Psikolojisi, Marka Yönetimi, Veri Analizi. (İkincil) : Davranış Ekonomisi, Bilim Felsefesi, Din Psikolojisi https://musaunalan.com/hakkimda/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s