Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Düşünce Dünyası’ Category

Eksiği görebilenler eleştirebilir. Tam olmayan, tamamlanamamış bir soruna verilen cevaptır, eleştiri.

O yüzden eksik olanın görülmesi gerekir.

İnsan, hayata kendi düşünce dünyasından baktığı için sınırları vardır. Sınırları çizilmiş hissiyatının dile getirdikleridir, söyledikleri.

Eleştiri getirdiği anda içinde bir mutluluk hissi yaşaması, ya kendisinin tam olduğunu düşünmesidir ya da eleştiri getirdiğinin eksik. Tam bu noktada özeleştirinin zorluğu anlaşılabilir.

Özeleştiri bir kabiliyettir. Kendine dışarıdan bakabilme, bir adım geriye atıp kendini bir başkası kadar görebilecek yeteneğe sahip olabilmeyle ilgilidir.

Keyfi bir başkasını eleştirirken gören zihnin, bir anda okları kendine çevirebilmesi elbette kolay değildir. Ama bir o kadar eğlencelidir. İnsan, kendisiyle takılabildiği kadar huzurludur.

Yani, huzurun kaynağı tartıdır. Adaletin tartısı.

İçselleştirilmiş bir özeleştiri tutumu, barışık bir ruha sahip olmanızı, daha güçlü kalmanızı sağlar.

Reklamlar

Read Full Post »

Biat etmek

Biat bir anlaşmadır. Köleleğin, itaatin.

Beşer sistem üretir. Tarikat, cemaat, siyaset … Bir idealler ülküsü etrafında buluşan benzer olmaya gayret gösteren bir yığın insan. Amaç, aynılaşmaktır.

Her ne kadar hep aynı şeyleri düşünmek isteseler de, kendileriyle hep çelişirler. Çelişkinin sebebi, kendilerinde göremediklerini istemeleridir. Sorgusuz, sualsiz bir lidere ihtiyaç duymanın acizliği gibi. Yansıtır görmek isteyenlerin halini. Olmayanın.

Meşrulaştıran her pisliği kalabalıklarda, “her şeyi bilir”, “bir bildiği vardır” imalarıdır içten içe. Garip değil mi? Sahip olduğu “aklı” idrak edememiş bir “aklın” neyi yaşadığını, düşündüğünü görmemesi.

Ben her şeyi biliyorsam eğer, onların sayesinde.

Alkışlarıyla, kurtarıcılığım pekişiyorsa.

Ve ötekinin düşüncesi, korkutuyorsa beni.

Kime anlatabilirim? Anlatılması gerekenleri.

Read Full Post »

Deneyim

“Söyle sevda içinde türkümüzü

Aç bembeyaz bir yelken

Neden herkes güzel olmaz

Yaşamak bu kadar güzelken?”

Fazıl Hüsnü Dağlarca

İnsanın başkalarını tanıyışı zamanla olur. Başkaları, arkadaşları, dostları, akrabaları, diğerleri.

Tanımanın yolu zamandan geçer. Zaman sürekliliği ifade eder. Süreci yani. İnsanlar iletişim sürecinde şahit olduklarıyla, duyduklarıyla, değerlendirmeleriyle hep bir hüküm verirler. Ama hükümde ağırlığı en fazla olan şahitliktir.

Şahitlik, yaşamaktır. Bu yüzdendir ki insanlar tavsiyelere yeteri kadar kulak vermezler. İnsanlar, olayın içinde olmak ister. Var olmak, deneyimlemek ister.

İşte zamanın süreçteki rolü de deneyimdir. Deneyim, satın alınamaz. Alınamayan ise değersizdir.

Görmeyen göze de, göremeyecek olana da, görme imkanı yakalamamış olana da, görüpte anlamayana da anlatılabilir. Gerçekler. Bir başkasının gördüklerindeki. Görülenlerin hakikat olup olmadığını asla değil.

Read Full Post »

İnsanın bulunduğu konum ile hata yapma arasında bir ilişki vardır.

Yaptığı iş her ne olursa olsun, insanın en temel görevi, adaleti ayakta tutmak olmalıdır. Hakikate tecavüz, adaleti yok ederek başlar. Emanetine, ehline verilmeyen her işte bunu görebilirsiniz. Ruhu et parçası gibi gören bir insanın hissiyatı ile adaleti kemiren bir insanın ruh hali benzerdir.

“Emanetin göklere ve dağlara teklif edildiği, ama bunu yüklemekten kaçındıkları” (33/Ahzab, 72) bir durumda, “Allah için hakkı ve adaleti ayakta tutun.” (5/Maide, 8) ilahi beyanını hayatının merkezine koymayan her beşer, “kimliksiz bir ceset” (22/Hacc, 31) olarak yaşayan bir ölüdür.

Read Full Post »

Derler ki, denizi her tarafları kuşatmış olan ve tepelerinde ve düzlüklerinde sayısız çirkin yapının kaynaştığı ve tarihin her gün istimlake uğradığı büyük bir şehirde, gökyüzüne yükselen bir konağın belediye parkından kaç misli büyük bahçesinde demirden bir at heykeli varmış ve bu anıtın anlamı denildiğine göre şu demekmiş: Konağın ve nice varlığın sahibi, köşkünün önünden geçen halka demek istermiş ki: Ey halk! Siz böyle at gibi uysal kaldıkça, dünya davalarına at gibi baktıkça benim varlığım da gökyüzüne doğru yükselir. Bu atın manası buymuş. Sizin atınızın temsili nedir? Sizin atınız hangi akla hizmettir? Bu başımıza gelen kaçıncı rezalettir? Yakın tarihimizi ve kültürümüzü ve edebiyatımızı ve sanatımızı ve imalatımızı ve siyasetimizi kemiren bu tahta at zihniyeti, bu elem verici zavallı görünüşüyle bizi daha ne kadar tahta nalları altında inletecektir? Gövdesinde barındırdığı yarım yamalak sahte savaşçılarıyla bizi daha ne kadar tehdit edecektir? Hiç utanmak yok mudur? (Oğuz Atay, Korkuyu Beklerken, S. 162-163)

Utanmayı bilenler, rahatsız olurlar. Yaşanılanlar, mahcubiyet hissinin, gülünç duruma düşmenin verdiği üzüntüdür.

Herkes, yaptığı her işte, kalbinin temiz kalan kısmı kadar “iyi”.

Samimi olanlar yaptıklarının farkındadır. Yapmadıklarının da.

Read Full Post »

Sıklıkla “post hoc” olarak kullanılır. Latince bir ifadedir. “Bundan sonra, öyleyse bunun yüzünden” anlamına gelir.

Yani: “Önce A, ardından da B hadisesi gerçekleşti. O halde, A hadisesi, B hadisesine sebep olmuş olmalı!”.

İnsan beyni sebep-sonuç ilişkisi kurma yönünde güçlü bir eğilime sahip olduğu için iki olay karşısında diğer tüm faktörleri göz ardı edebilir.

Komplocu aklın sık sık başvurduğu bir yöntemdir. Ülkemizdeki köşe yazarlarının sıkça kullandığı ama farkında olmadığı/olduğu bir safsata çeşididir. Entelektüel sefalet göstergesidir.  Cehaletin yerini derin analizlerin aldığı aciz bir ruh halidir.

Read Full Post »

Kieslowski’nin Tanrı’dan istekleri

I’ m So-So… (Krzysztof Wierzbicki, 1996)

“O’ndan bazı şeylerin olmasını istiyorum ve bazı şeyler oluyor. O anda neye ihtiyacım varsa bana vermesini istiyorum. Her şeyden önce bana berrak bir entelektüel bakış açısı vermesini istiyorum. Ama aynı zamanda bana ihtiyacım olan duyguları da vermesini istiyorum. Bazı şeylerin olmasını istiyorum O’ndan. Bazen yapıyor, bazen yapmıyor.” (Kaynak)

KRZYSZTOF KIESLOWSKI

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: