Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Düşünce Dünyası’ Category

İnsanın bulunduğu konum ile hata yapma arasında bir ilişki vardır.

Yaptığı iş her ne olursa olsun, insanın en temel görevi, adaleti ayakta tutmak olmalıdır. Hakikate tecavüz, adaleti yok ederek başlar. Emanetine, ehline verilmeyen her işte bunu görebilirsiniz. Ruhu et parçası gibi gören bir insanın hissiyatı ile adaleti kemiren bir insanın ruh hali benzerdir.

“Emanetin göklere ve dağlara teklif edildiği, ama bunu yüklemekten kaçındıkları” (33/Ahzab, 72) bir durumda, “Allah için hakkı ve adaleti ayakta tutun.” (5/Maide, 8) ilahi beyanını hayatının merkezine koymayan her beşer, “kimliksiz bir ceset” (22/Hacc, 31) olarak yaşayan bir ölüdür.

Reklamlar

Read Full Post »

Derler ki, denizi her tarafları kuşatmış olan ve tepelerinde ve düzlüklerinde sayısız çirkin yapının kaynaştığı ve tarihin her gün istimlake uğradığı büyük bir şehirde, gökyüzüne yükselen bir konağın belediye parkından kaç misli büyük bahçesinde demirden bir at heykeli varmış ve bu anıtın anlamı denildiğine göre şu demekmiş: Konağın ve nice varlığın sahibi, köşkünün önünden geçen halka demek istermiş ki: Ey halk! Siz böyle at gibi uysal kaldıkça, dünya davalarına at gibi baktıkça benim varlığım da gökyüzüne doğru yükselir. Bu atın manası buymuş. Sizin atınızın temsili nedir? Sizin atınız hangi akla hizmettir? Bu başımıza gelen kaçıncı rezalettir? Yakın tarihimizi ve kültürümüzü ve edebiyatımızı ve sanatımızı ve imalatımızı ve siyasetimizi kemiren bu tahta at zihniyeti, bu elem verici zavallı görünüşüyle bizi daha ne kadar tahta nalları altında inletecektir? Gövdesinde barındırdığı yarım yamalak sahte savaşçılarıyla bizi daha ne kadar tehdit edecektir? Hiç utanmak yok mudur? (Oğuz Atay, Korkuyu Beklerken, S. 162-163)

Utanmayı bilenler, rahatsız olurlar. Yaşanılanlar, mahcubiyet hissinin, gülünç duruma düşmenin verdiği üzüntüdür.

Herkes, yaptığı her işte, kalbinin temiz kalan kısmı kadar “iyi”.

Samimi olanlar yaptıklarının farkındadır. Yapmadıklarının da.

Read Full Post »

Sıklıkla “post hoc” olarak kullanılır. Latince bir ifadedir. “Bundan sonra, öyleyse bunun yüzünden” anlamına gelir.

Yani: “Önce A, ardından da B hadisesi gerçekleşti. O halde, A hadisesi, B hadisesine sebep olmuş olmalı!”.

İnsan beyni sebep-sonuç ilişkisi kurma yönünde güçlü bir eğilime sahip olduğu için iki olay karşısında diğer tüm faktörleri göz ardı edebilir.

Komplocu aklın sık sık başvurduğu bir yöntemdir. Ülkemizdeki köşe yazarlarının sıkça kullandığı ama farkında olmadığı/olduğu bir safsata çeşididir. Entelektüel sefalet göstergesidir.  Cehaletin yerini derin analizlerin aldığı aciz bir ruh halidir.

Read Full Post »

Kieslowski’nin Tanrı’dan istekleri

I’ m So-So… (Krzysztof Wierzbicki, 1996)

“O’ndan bazı şeylerin olmasını istiyorum ve bazı şeyler oluyor. O anda neye ihtiyacım varsa bana vermesini istiyorum. Her şeyden önce bana berrak bir entelektüel bakış açısı vermesini istiyorum. Ama aynı zamanda bana ihtiyacım olan duyguları da vermesini istiyorum. Bazı şeylerin olmasını istiyorum O’ndan. Bazen yapıyor, bazen yapmıyor.” (Kaynak)

KRZYSZTOF KIESLOWSKI

Read Full Post »

Altın aramaya çıkmış, gözü doymamış modern insan. Bak, tehdit ettiğin güzel insanlara. (Link)

Yer: Moxihatetema Köyü, Yanomami Yerli Kabilesi, Brezilya.

Dünyanın bütün keşmekeş halinden uzakta kalmış bir avuç insan.

Kulak, burun ve ağız bölgesindeki süs bitkileriyle güzeller güzeli. Ona bakan masum gözlerde. İki gözünde, eşinin.

Kimsenin anlatamayacağı bakışlardır, yukarıya bakan. Alemi güzelleştiren bu çocukların.

Karşısında sevgiyle tuttuğu dostunun, sözlüklerdeki ikinci anlamı. Koyulmuş modern insan tarafından, ‘kötü olan kimse için sövgü sözü.’ Köpek.

Tüm çıplaklığıyla almış, sırtına çıplak çocuğunu. Hastanede doğurmadan, anne.

Edison’un elektrik ampulüne ihtiyacımız yok. Yok ihtiyacımız, telefonunuza. Ayrı kalmaktan uzak duramadığınız teknoloji ürünlerinize de.

Bulunduğunuz çağa da, modern düşünce dünyanıza da, talan edilmiş şehirlerinize de, kapana kısılmış avmlerinize de, size ait olduğunu zannetiğiniz hiçbir şeyinize. Yok ihtiyacımız.

Bırakın bizi, mutlu olduğumuz bu halimizle. Öleceğiz, sessizliğimizde. Yok olacağız, bizden kimse kalmayacak şekilde.

Read Full Post »

Bir lokma ekmek ve bir hırka ile kanaat eden insan yaratıcı olamaz. Bu felsefeyi öven hiçbir düşünce yaratıcı bir toplum ortaya çıkaramaz. (Celal Şengör)

Geçmişte öylece kalmak, hastalık. Belirtisi, övgü ve yergi. Teşhisi koyulmayan hastanın ilacını vermekte zor. Halbuki, süreç içerisinde iyileşir insan. Zihniyet de öyle. Geç kalmamalı.

‘Sigortacılığa Giriş’ dersini bir ara anlatma fırsatım olmuştu. İlk konu, sigortacılığın tarihi. Teşhisini koyan akıl tedbirini de almış. Müslüman dünyasına (özel de Osmanlı’ya) gelişi bir hayli geç. Sebebi, kadercilik anlayışı. Bu kadardı, altın çağa hasret olanların anlayışı. Çok değişen bir şey yok.

Eleştirdiği şey Celal Şengör’ün, bakış açısı. Şükürsüzlük değil. Bu toplum, problemi teşhis edebilmeli. Boyun eğenlerin hali ortada, verilen kadarına. İtaat, düşüncenin düşmanı.

İhtiyacımız olan eleştirel bir akıl, sorgulayan bir zihin, özgür bir irade. Temennimiz; rahatsız, cins kafaların çıkması.

 

Read Full Post »

Gayemiz

Ben herkesin kendi çalışmasında yapması gerekeni yaptım: Öncüllerinin başarılarını minnettarlıkla karşılamak, onların yanlışlarını ürkmeden doğrulatmak, kendisine gerçek olarak görüneni gelecek kuşağa ve sonrakilere emanet etmek. (El-Biruni, öl.1048)

Eski zamanların duası dert üzerineydi. Allah sana dert versin, derlerdi. Mahiyeti itibariyle, “gaye“. Günümüze uyarlarsak, misyon.

‘Bizden mucit çıkmaz, ara eleman ülkesiyiz’ diyen bakanda, ‘Milletime borcum var, günde ortalama 17 saat çalışıyorum’ diyen bilim adamı da bu ülkenin insanı. Cemil Meriç’in etimin eti, kemiğimin kemiği dediği ülke de, bu ülke.

Coşmak lazım diyorlar. Niçin? Bir mana uğruna. Bulunduğumuz konum, yaptığımız iş fark etmeksizin. Arayışımız, dermanı olmalı derdimizin. Bizden almalı, kıymeti harbiyesini. Alkışa da, övgüye de ihtiyacımız yok.

Nasıl ki, 1000 yıl öteden teşekkürü aldı. Teşekkür ederek Biruni. İlham olmalı, ihtiyacı olan gönüllere. Selam vermediğimiz insanlar çoksa, gayemiz uğruna selam vereceğimiz güneşimiz olsun. İlk ışıklarda.

 

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: