Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Düşünce Dünyası’ Category

Altın aramaya çıkmış, gözü doymamış modern insan. Bak, tehdit ettiğin güzel insanlara. (Link)

Yer: Moxihatetema Köyü, Yanomami Yerli Kabilesi, Brezilya.

Dünyanın bütün keşmekeş halinden uzakta kalmış bir avuç insan.

Kulak, burun ve ağız bölgesindeki süs bitkileriyle güzeller güzeli. Ona bakan masum gözlerde. İki gözünde, eşinin.

Kimsenin anlatamayacağı bakışlardır, yukarıya bakan. Alemi güzelleştiren bu çocukların.

Karşısında sevgiyle tuttuğu dostunun, sözlüklerdeki ikinci anlamı. Koyulmuş modern insan tarafından, ‘kötü olan kimse için sövgü sözü.’ Köpek.

Tüm çıplaklığıyla almış, sırtına çıplak çocuğunu. Hastanede doğurmadan, anne.

Edison’un elektrik ampulüne ihtiyacımız yok. Yok ihtiyacımız, telefonunuza. Ayrı kalmaktan uzak duramadığınız teknoloji ürünlerinize de.

Bulunduğunuz çağa da, modern düşünce dünyanıza da, talan edilmiş şehirlerinize de, kapana kısılmış avmlerinize de, size ait olduğunu zannetiğiniz hiçbir şeyinize. Yok ihtiyacımız.

Bırakın bizi, mutlu olduğumuz bu halimizle. Öleceğiz, sessizliğimizde. Yok olacağız, bizden kimse kalmayacak şekilde.

Read Full Post »

Bir lokma ekmek ve bir hırka ile kanaat eden insan yaratıcı olamaz. Bu felsefeyi öven hiçbir düşünce yaratıcı bir toplum ortaya çıkaramaz. (Celal Şengör)

Geçmişte öylece kalmak, hastalık. Belirtisi, övgü ve yergi. Teşhisi koyulmayan hastanın ilacını vermekte zor. Halbuki, süreç içerisinde iyileşir insan. Zihniyet de öyle. Geç kalmamalı.

‘Sigortacılığa Giriş’ dersini bir ara anlatma fırsatım olmuştu. İlk konu, sigortacılığın tarihi. Teşhisini koyan akıl tedbirini de almış. Müslüman dünyasına (özel de Osmanlı’ya) gelişi bir hayli geç. Sebebi, kadercilik anlayışı. Bu kadardı, altın çağa hasret olanların anlayışı. Çok değişen bir şey yok.

Eleştirdiği şey Celal Şengör’ün, bakış açısı. Şükürsüzlük değil. Bu toplum, problemi teşhis edebilmeli. Boyun eğenlerin hali ortada, verilen kadarına. İtaat, düşüncenin düşmanı.

İhtiyacımız olan eleştirel bir akıl, sorgulayan bir zihin, özgür bir irade. Temennimiz; rahatsız, cins kafaların çıkması.

 

Read Full Post »

Gayemiz

Ben herkesin kendi çalışmasında yapması gerekeni yaptım: Öncüllerinin başarılarını minnettarlıkla karşılamak, onların yanlışlarını ürkmeden doğrulatmak, kendisine gerçek olarak görüneni gelecek kuşağa ve sonrakilere emanet etmek. (El-Biruni, öl.1048)

Eski zamanların duası dert üzerineydi. Allah sana dert versin, derlerdi. Mahiyeti itibariyle, “gaye“. Günümüze uyarlarsak, misyon.

‘Bizden mucit çıkmaz, ara eleman ülkesiyiz’ diyen bakanda, ‘Milletime borcum var, günde ortalama 17 saat çalışıyorum’ diyen bilim adamı da bu ülkenin insanı. Cemil Meriç’in etimin eti, kemiğimin kemiği dediği ülke de, bu ülke.

Coşmak lazım diyorlar. Niçin? Bir mana uğruna. Bulunduğumuz konum, yaptığımız iş fark etmeksizin. Arayışımız, dermanı olmalı derdimizin. Bizden almalı, kıymeti harbiyesini. Alkışa da, övgüye de ihtiyacımız yok.

Nasıl ki, 1000 yıl öteden teşekkürü aldı. Teşekkür ederek Biruni. İlham olmalı, ihtiyacı olan gönüllere. Selam vermediğimiz insanlar çoksa, gayemiz uğruna selam vereceğimiz güneşimiz olsun. İlk ışıklarda.

 

Read Full Post »

Bir fikri, bir yaşama tarzını var-kılmanın en iyi yolu, ortaya, o fikri, o yaşama tarzını temsil eden bir “örnek” koymaktır. (İhsan Fazlıoğlu)

Bu hayatta en çok istediğim şeylerden birisi, mesafeyi kısaltmaktı. Düşündüklerim ile uyguladıklarım arasındaki. Yaşadığım, akıl ile kalbin çatışması. Hep bir arafta kalma hali.

Düşünme kısmı zihinde özgürce gerçekleşirken, davranış kısmı biraz öyle olmuyor. Biraz terbiye lazım bize. Dücane Cündioğlu’nun dediği gibi düşünürken zan’dan, davranırken cehl u cehaletten uzak durmak gerekir.

Sahiplenip itaat ettiğimiz her ne varsa “zan” olarak bir engel. Engel olduğunu göremiyoruz. İnsanoğlu hakikat bilgisini sevmiyor. Fikir süzgeçi olarak kullandığı, duymak istedikleri.

Kaybetmek çok zor. Zor olan, görüpte bırakamamak. Bilip de yapmamak. Kaçış hali. Hakikatten.

Sorunun cevabı haykırıştır, cesarettir. Dengenin temsili olarak cesaret. Yeniden düşünerek, sabırla ilerleyerek katkıda bulunmalı. Neyi temsil edeceksek teslimimizle. İlkelerle.

 

 

Read Full Post »

Önce düşünce dünyamızda öldürdüler. Sonra da bir arada yaşayın dediler. Hiç tanımadan, sevmeden, saygı duymadan… Bilakis nefret edercesine.

Konuşmaların bitişinde durak olmadığı gibi, ifadelerin de nezaket kuralları yoktu. Herkesin her kesim hakkında sınırsız söz söyleme hakkı vardı. Sözgelimi, düşünmenin ürünü olan bir görüş yerine çevrenizin etkisiyle sahiplendiğiniz fikirler, sizi bir kapana kıstırabilir ve bu durumun farkına varamayabilirsiniz. Düşman kazanmak için yaşadığınız ilk deneyimler bunlardır.

Düşman kelimesini yok edilmesi gereken bir manadan ziyade düşünce dünyanıza set çekilmiş bir kavram olarak tahayyül etmeniz daha makul olacaktır.

Suçun şahsiliği ne kadar bireyi kapsıyorsa sahip olunan fikrin şahsiliği de o derece kapsıyor. Sahip olduğunuz/sahiplendiğiniz fikirleriniz kendi kişisel dünyanızda kalır, belki soyuttur, ama uygulamada yaptıklarınız düşündüklerinizdir.

Bu anlamda, günün yevmiyesini kazanmak için ter döken adam gibi; düşünce dünyanıza soktuğunuz her fikir, her söylem, her ilke için de bedel ödemelisiniz. Bedelini ödemediğiniz her görüşün, kısa olan bu hayatta sizi üzme ihtimali çok yüksektir. Zihninizdeki öteki kabul ettiğiniz, sınır çizdiğiniz her şey, sizi acımasız bir şekilde sıkıştıracaktır.

Hükmün denetlemeye tabi olmadığı bölgelerde, sövme gruplar arasında iletişim aracı olarak görev alırken siz hakikati söyleme konusundaki dürüstlüğünüz ile akıbetinizi belirleyin. Çünkü insanın kazandıkları akıbetidir [Müddessir; 38].

Read Full Post »

1-Râvi

Arapça bir sözcük olan rāwi kökünden gelir. Rivayet eden anlamına gelir.

2-Enfiye

Arapça bir sözcük olan anf kökünden gelir. Anf burun demektir. Enfiye de tütünden yapılan ve burna çekilen keyif verici, aksırtıcı toz, burun otu anlamına gelir.

3-Tahmis

Arapça bir sözcük olan taχmīs kökünden gelir. Divan edebiyatında bir gazelin her beytinin başına üç dize katılması durumu, beşleme anlamına gelir.

4-Laçka

Venedikçe bir sözcük olan lasca kökünden gelir. Bırak! gevşet! anlamına gelir. Gemi halatının gevşetilip boşa bırakılması anlamına da gelir. Ayrıca gevşemiş, verimsiz duruma gelmiş, düzeni bozulmuş anlamı da vardır.

5-Müsamaha

Arapça bir sözcük olan musāmaḥa(t) kökünden gelir. Cömertlik etme, hoşgörme, affedicilik anlamına gelir. “Cezalar hiçbir müsamaha gösterilmeden derhâl tatbik ettirilirdi.” – A. H. Çelebi

6-Mümeyyiz

Arapça bir sözcük olan mumayyiz kökünden gelir. Seçen, seçici, iyiyi, kötüyü, doğru ve yanlışı ayıran anlamına gelir. “Neşemden duramıyor, öbür mümeyyizlerle konuşuyor, gülüyordum.” – Ö. Seyfettin

7-İffet

Arapça bir sözcük olan ˁiffa(t) kökünden gelir. Utanma, edep, ar anlamına gelir. Ayrıca cinsel konularda ahlak kurallarına bağlılık anlamı da vardır.

8-Konçerto

İtalyanca bir sözcük olan concerto kökünden gelir. Birlikte müzik yapma anlamına gelir. 18. yy’da popülerlik kazanan bir enstrümantal müzik formu anlamı da vardır.

9-Algoritma

Fransızca bir sözcük olan algorithme kökünden gelir. Fransızcaya Arapça bir sözcük olan al-χʷarizmī sözcüğünün değiştirilerek geçişi söz konusudur. İslam matematikçisi Harezmi (9. yy) nin ismi kullanılmıştır. Özünde ise χʷarizm Orta Asya’da bir yer ismidir. Matematikte bir problemi çözmek için uygulanan prosedürler dizisi anlamına gelir. Orta Çağda ondalık sayı sistemine göre, son zamanlarda ise iyi tanımlanmış kuralların ve işlemlerin adım adım uygulanmasıyla bir sorunun giderilmesi veya sonuca en hızlı biçimde ulaşılması işlemi anlamı da vardır. Harezmi yolu olarakta bilinir.

10-Karaköy

Karaköy’ün eski adı Karayköy. Şuradan geliyor bu isim: Fatih Sultan Mehmet zamanında semte Karai Musevileri yerleştirilmiş. Karailer Yahudiliği seçen tek Türk Kağanlığı olarak biliniyor. Karailer dini kitap olarak sadece Tevrat’ı kabul ediyorlardı. Bu nedenle de İbranice -kitapçı, okumacı- anlamına gelen Karai ismini almışlardı. Karayköy zaman içerisinde Karaköy olarak değişmiş. (Kaynak)

11-Merbut

Arapça bir sözcük olan marbūṭ kökünden gelir. Bağlı, bağlanmış, raptedilmiş anlamına gelir. “Şiir salhaneye merbut bir müessesedir ve içinde sakatattan yalnız kalp parçaları satılmaktadır.” – A. H. Çelebi

12-Tenezzüh

Arapça bir sözcük olan tanazzuh kökünden gelir. Arınma, (kirli ve sıkıntılı şeylerden) uzaklaşma, ferahlama anlamına gelir.

13-Tavassut

Arapça bir sözcük olan tawassuṭ kökünden gelir. Araya girme, aracı olma anlamına gelir.

14-Mütelezziz

Arapça bir sözcük olan mutalaḏḏiḏ kökünden gelir. Lezzet alan anlamına gelir.

15-Lavuk

Kürtçe bir sözcük olan lawik kökünden gelir. Oğlan çocuğu anlamına gelir. Fakat sözcüğün anlamı, gündelik kullanımda değişmiştir. Önemsiz konular üzerinde fazlaca duran, gereksiz konuşan kimse anlamına gelmektedir.

Bu haftaki sanat eserimiz ve manası:

”Narcissus” Caravaggio

Narsizm” kavramının mitolojik kaynağı olarak kabul edilen Narcissus‘un öyküsünde Doğa, başrolde yer alır. Mekanımız ormandır; nehir, rüzgar, insan ve nergis çiçeğinin rolleri bölüşür ve ortaya, günümüzde sık sık kullandığımız ‘kendine aşık insan’ manasına gelen “Narsist” kelimesi çıkar. Caravaggio‘nun 1597’de başlayıp iki senede bitirdiği eseri “Narcissus“, bu öyküyü anlatır. 

Liriope, kuşkonmazgillerden gelen bir çiçek türüdür. Nehir kıyılarında yetişen bu çiçeksiz çiçeğin adı Roma mitine göre güzel bir su perisi olan Liriope‘nin adından geliyor. Güzel Liriope, bizim ‘Kifisos‘ şeklinde telaffuz ettiğimiz rüzgar tanrısı Cephissus‘a aşık olur ve aşkı karşılık bulur. Çift, birlikte olunca Liriope hamile kalır ve Narcissus doğar. Küçük oğlanın kaderi, annesini endişelendirir ve tek oğlunun geleceğini öğrenmek için kör bir kahine gider. Kahin, Narcissus’un kendisini görmediği takdirde yaşamını sürdürebileceğini söyler. Bunun ne anlama geldiği, ancak Narcissus kendini nehirde (ayna gibi) gördüğünde anlaşılacaktır.

Kendini nehirde gördüğünde gördüğü güzelliğe hayran olan Narcissus‘un yavaş yavaş hareketsiz kalan bedeni, Nergis çiçeğine dönüşür. İşte Caravaggio‘nun chiaroscuro tekniği kullanarak (figürün boynu, göz kapağı, dizi ve kollarında) tamamladığı eserinde Narcissus‘un su birikintisinde yansıyan görüntüsüne hayranlıkla baktığını görürüz. İki eliyle destek alarak sudaki yansımaya bakan bu açık kahverengi başlı genç çocuk, Barok Dönemi 17 – 20 yaş erkek figürlerinin ideal görüntüsüdür.

Kullandığı tekniğin yanı sıra sudaki yansımasını, görüntünün olduğu gibi tersine ve renkleri koyulaştırarak aktaran Caravaggio, hikayesi ormanda geçen bu işini yaparken karanlık bir arka plan tercih etmiştir. Bunun sebebi, kuşkusuz zıtlığı belirginleştirip izleyicinin dikkatini Narcissus figürüne yönlendirmek. 110 x 92 cm‘lik resim, Roma’daki Ulusal Antik Sanatlar Müzesi‘nde sergileniyor.(Kaynak)

Not: Bazı sözcüklerin anlamı bulunurken nisanyansozluk ve tdk.gov.tr sitelerinden faydalanılmıştır.

Read Full Post »

1-Hassa

Arapça bir sözcük olan χāṣṣa(t) kökünden gelir. Özellik, hususiyet anlamına gelir. “Büyüklerin çoğunda bu hassa yoktur.” – N. F. Kısakürek

2-Yalak

Türkçe bir sözcük olan yalak, hayvanların su içtikleri taş veya ağaçtan oyma kap anlamına gelir. “Bir de hayvanları sulamak için yalak vardı.” – Halikarnas Balıkçısı

3-Mücavir

Arapça bir sözcük olan mucāwir kökünden gelir. Komşu, civarda olan anlamına gelir.

4-Mücahit

Arapça bir sözcük olan mucāhid kökünden gelir. Kutsal ülküler uğruna savaşan kimse, gayret eden, cihat eden anlamına gelir.

5-Evlek

Yunanca bir sözcük olan avlákion kökünden gelir. Sabanla toprakta açılan yarık, kanal, su arkı anlamına gelir. “Bu korkunç mücadeleye üç evlek toprak için Mustafa’dan başka bizim köyde kimse girişmezdi.” – S. F. Abasıyanık

6-Evrak

Arapça bir sözcük olan awrāḳ kökünden gelir. Yapraklar, (mec.) sayfalar anlamına gelir. “Mektupçu evrak okur, cevap yazar, muhabere işlerini idare ederdi.” – S. Ayverdi

7-Evliya

Arapça bir sözcük olan awliyāˀ kökünden gelir. Dostlar anlamına gelir. Genelde evliyalar için Allah dostları deyimi kullanılır. “Yeşil sarıklı evliya yataklarının huzurunda gibiyim.” – R. H. Karay

8-Süje

Fransızca bir sözcük olan sujet kökünden gelir. Özne, konu anlamına gelir.

9-Şampiyon

Fransızca bir sözcük olan champion kökünden gelir. Savaşçı, harpte teke tek vuruşma için öne çıkan cengâver, bir davanın savunucusu, sporda şampiyon anlamına gelir.

10-Voyvoda

Sırpça bir sözcük olan voivoda kökünden gelir. Kumandan anlamına gelir. Ayrıca vôina kelimesi asker, ordu; voda kelimesi ise kumanda etmek, yönetmek anlamına gelir.

11-Hiyerarşi

Fransızca bir sözcük olan hiérarchie kökünden gelir. Ruhban sınıfı, dini mertebeler anlamına gelir. Ayrıca emir-komuta zinciri, rütbe düzen anlamı da vardır.

12-Tenakuz

Arapça bir sözcük olan tanāḳuẓ kökünden gelir. Çelişme, kendi kendini tahrip etme anlamına gelir.

13-Duayen

Fransızca bir sözcük olan doyen kökünden gelir. Kilise ve üniversitede bir rütbe, dekan anlamına gelir. Ayrıca bir topluluğun en yaşlı ve deneyimli üyesi anlamına gelir.

14-Euzubillah

Arapça bir sözcük olan ˁiyāḏu billāhi kökünden gelir. Allaha sığınma anlamına gelir.

15-Evanjelik

İngilizce bir sözcük olan evangelic(al) kökünden gelir. İncile ait, İncilci anlamına gelir. Ayrıca, Hıristiyanlığı aktif olarak yayma çabasında olan anlamı da vardır.

Bu haftaki sanat eserimiz ve manası:

” Virgin and Child with Saint Anne” Albrecht Dürer

Resimbiterken sitesinden alınan yorum: ” 1471 yılında Almanya’da dünyaya gelen ressam Albrecht Dürer, 16. Yüzyıl Alman resim sanatının en kıymetli kimselerinden biridir. 57 yıllık ömründe oldukça önemli yağlıboya işler veren Dürer, 48 yaşında Kutsal Aile temalı bir resim yaptı. “Virgin and Child with Saint Anne” adındaki bu tablo, New York Metropolitan Müzesi‘nde yer alıyor.

Resimde sol üstten sağ aşağı ve sonra sol aşağı doğru yerleştirilmiş üç figür görüyoruz.Sağ üstte yer alan figür, eserde yaşça en büyük olan Saint Anna’dır. Azize Anna, Meryem’in annesi ve hem Hıristiyanlık hem de İslam alemi için kutsal bir Azizedir. Azize Anna’nın sağ alt tarafında duran genç kızımız ise Meryem‘dir.

Dikkatinizi çekmiştir; Meryem, oldukça genç görünmüyor. 16-17 yaşındaki bir kızın görünümüne sahip Meryem’in bakışları, bizi kucağındaki bebek İsa‘ya yönlendiriyor.

Uyuyan bebek İsa, bize burada ‘ölüm‘ü hatırlatmalı. Bildiğiniz gibi İsa, çarmıha gerilmiş ve çok acı çekmişti. İşte Azize Anna’nın uzaklara dalmış gözleri, İsa bebeğin kaderine duyduğu endişeden kaynaklı.

Meryem’in bebek İsa üzerinde ellerini birleştirmesi ise Tanrı’ya duyduğu şükranı gösteriyor. Meryem’in omzuna baktığımızda annesinin elini görüyoruz. Bu elbette teselli vermek amaçlıdır.

Üç nesil arasındaki yaş farkının yaşlı kadın – toy genç kız ve bebek olarak anlatıldığı ve anlatılmak istenenin beden diliyle anlatıldığı eser, 1519 yılında 60 x 49.8 cm‘lik ahşap panel üzerine yağlıboyayla yapılmış.”

Not: Bazı sözcüklerin anlamı bulunurken nisanyansozluk ve tdk.gov.tr sitelerinden faydalanılmıştır.

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: