Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Marka Yönetimi’ Category

Levitt, Theodore. “Marketing Myopia.” Harvard Business Review 38.4 (1960): 24-47.

Theodore Levitt, yukarıda kaynakçası verilen makaleyi, 57 yıl önce yazdı. 1960 yılında.

“Marketing Myopia”. Türkçe ismiyle “Pazarlama Miyopluğu”.

Modern pazarlama devrini başlatan bu makalenin temelde anlatmak istediği şey şuydu:

Bazı şirketler temel işleriyle ilgili görme özrüne sahiptirler.

Olay bu kadar net. Anlatmak istediği mesaj çok açık. Önünü, ileriyi iyi gör. Piyasa koşullarına hakim ol. Değişime adapte ol, değişimi yönet.

Ne oldu peki?

1888’de kurulan Kodak firması iflas etti.

Screen Shot 2017-03-13 at 16.27.04

1940’larda kurulan Varan firması yok oldu.

Screen Shot 2017-03-13 at 16.28.55

Gerçeği görememenin affı yok. Yok oluyorsun işte.

Read Full Post »

Uğur Batı‘nın yazmış olduğu Stratejik Marka Yönetimi kitabında sosyal konularda markaların ne yapması gerektiğiyle alakalı bir araştırma var. Bakalım;

Yükselen ekonomilerde, tüm tüketicilerin %86’sı bir markanın, toplumsal konularla ticari konulara eşit önem vermesi gerektiğini düşünüyor. %81’i markaların kararlarını toplumla paylaşmaları gerektiğini ifade ediyor. Satın alma tercihimde sosyal markalar etkilidir diyen tüketici oranı %62.

Şimdi Filli Boya’nın dün gece 22.00’da yapmış olduğu reklamı izleyelim.

Reklamda simsiyah bir ekran, sonrasında #Özgecanİçin etiketi geliyor. Daha öncesinden böyle bir reklam görmedik. Gerçekten çok başarılı bir reklam çalışması. Süper bir mesaj veriliyor. Bütün ülkeyi derinden etkileyen bir olay karşısında, düşüncelerini toplumla paylaşmaları bir cesaret örneği.

Reklamda markanın ismi gözükmüyor. Fakat sonrasında hepimiz bundan haberdar olduk.

Daha öncesinden karşılaşmadığımız bu reklamı incelersek;

  • Öncelikle Filli Boya yukarıda bahsettiğimiz araştırmanın gereğini hakkıyla yerine getirmiştir. Toplumsal konulara önem vermiştir.
  • Filli Boya birçok kanalda reklamını yayımlayarak para harcamıştır.
  • Bu reklamdan sonra marka büyük bir risk almıştır. Satışlarına etkisini hesap ederek bu reklamı ahlaki görmeyen insanlar olacaktır.
  • Marka için samimiyet testi süreci hayata geçmiştir.
  • İleride sosyal sorumluluk ve toplumsal konularda vereceği kararlarla bu tavrını sürdürmesi gerekecektir. Bu olmadığı takdirde markaya karşı tepki olacaktır.

Bu konuyla alakalı düşüncelerini belirten ve aynı zamanda üniversiteden hocam olan kıymetli İsmail Hakkı Polat, dün facebook hesabında bu reklamı paylaştıktan sonra şöyle bir görüş belirtti. Tümüne katılıyorum, olayı çok güzel bir şekilde özetlemiş.

“Bence markalar toplumsal olaylarda kendi kimliklerini geride bırakıp toplumun hislerine tercüman oluyorlarsa bu tür reklamlar verebilirler. Tabii bu mütevazı duruşlarını tutarlı bir çizgide sürdürmeleri, kendilerini öne çıkaracak PR aktivitelerinden kaçınmaları, (mesela bu konuda verilecek ödülleri reddetmeleri) koşuluyla. Bu bağlamda Filli Boya, markasını koymamakla önemli ama riskli bir iş yaptı. Çünkü artık bu olay o kadar önemli bir bellek kazınması yarattı ki, markanın her türlü çalışmasında bu samimiyetin tutarlılığı sorgulanacaktır.”

Filli Boya daha öncesinden de farklı sosyal sorumluluk projelerine imza attığını görüyoruz. Bu reklamı da diğerlerin devamı olarak görmek istiyoruz. Filli Boya bu konuda risk almıştır, umarız bu duruşundan taviz vermez. Diğer markalara da örnek olması dileğiyle.

“Düzeltme 1 (17 Şubat 2015) :

Bülent Fidan Bey sayesinde haberdar oldum. Filli Boya ekranlardaki reklam kuşaklarından sonra binalarını da simsiyah kumaşla kapladılar.

filli boya binası

Read Full Post »

25 yıldır Türkiye’nin lider tavuk restoranı olduğunu sitelerinden öğrendiğimiz KFC markası, 14 Şubat tarihinde büyük bir iş çıkardı. Sosyal medyada bir kampanya başlattı.

Kampanya #ençokneremiseviyorsun hashtagi üzerinden yapıldı. İki soru soruluyor:

  • Göğüslerimiz mi?
  • Kalçalarımız mı?

kfc

Cevabı veriyorsunuz. Eğer ödülü kazanırsanız bir kova tavuk eti kazanıyorsunuz.

Tabi sonuçlar ne oldu dersiniz?

İşi gırgıra vurmaya çalışanlar, bir kova tavuk etini kazanmak için cevap gönderenler, eleştiri yağmuruna tutanlar vb. birçok kişi sürecin içine girmiş oldu.

Sonrasında KFC twitter adresi üzerinden, derin bir üzüntü içerisinde olduklarını belirtti.

kfc açıklama

İki tweeti analiz ediyoruz, diyorlar ki;

  1. İçerik yanlış anlaşıldı.
  2. Üzgünüz, özür dileriz.
  3. Kötü niyetimiz yoktu.

O zaman bizde birkaç şey söyleyelim.

  1. #ençokneremiseviyorsun diye erotik bir slogan koyup insanların yanlış anladığını söylemek insan aklına hakarettir.
  2. Hadi diyelim ki birinci maddeyi biz çok abartıp kötü düşündük, sonrasında ‘göğüslerimiz mi? kalçalarımız mı?’ diye ikinci bir uyarıcı mesajı ver ve bunu yanlış anladığımızı düşünmemizi iste. Bu da apayrı bir saçmalık.
  3. Bunun sosyal medya planlamasını, kampanya yürütülmesini yaparken bir tane akıllı adam çıkıp ‘ya arkadaş bu böyle olmaz, bu ifadelerde cinsiyetçi ifadeler var, kadını meta olarak gösterip kadının erkek tarafından bu kavramlar üzerinden alçaltılması var’ diyemiyor.
  4. Üstte dedik ya ülkemizde kendi alanında lider. Ne beklersiniz? Daha yapıcı, daha profesyonel, işini çok daha iyi yapan, topluma faydası olan, toplumdaki bireylere saygısı olan, onlara değer katan bir marka olması beklenir. Tabi nerde? Bunların hiçbirini göremiyoruz.
  5. Son olarak şunu söyleyeceğim. Böyle işler çok çabuk unutulup, sorun da hemen hallediliyor. Bir özür mesajı, derinden üzüntülüyüz hali, kampanyayı kaldırma, sonradan işine devam etme süreçleri. Süper iş gerçekten! Toplumun daha duyarlı olması gerekir, o paylaşım yapılırken bir kova tavuk etini kazanmak için beynini bir sürelik çalıştırmamayı kabullenen insanların sayısını azaltırsak belki bazı şeyler değişebilir.

Read Full Post »

Dünya üzerinde binlerce şirket vardır. Her ülkede doğan yeni bir şirket kendi hedefleri doğrultusunda bir şeyleri başarmak ister. Kimisinin hedefi büyük, kimisinin küçük, kimisi hizmet etmek ister, kimisi değer kazandırmak ister, kimisi faydacıdır müşteriyi düşünmez, kimisi fedakardır parayı düşünmez…

Kimi şirketler de vardır vizyonerdirler, diğerlerinden çok farklıdırlar, düşünme biçimleri aynı değildir, önem verdikleri şeyler diğerleriyle uyuşmaz, dertleri zamanı söylemek değil saati yapmaktır, kendilerini çok fazla düşünmezler, geriye bıraktıkları eseri düşünürler…

Kalıcı Olmak adlı kitapta James C.Collins ve Jerry I.Porras ”geleceğin güçlü kurumları nasıl yaratılır” sorusu üzerinden harika bir eser ortaya çıkarmışlar. Kitap yaklaşık altı yıllık bir araştırma sonucu ortaya çıkmış. Dünya üzerinde yüzlerce şirketleri belirleyip, bazı özel testleri uygulayarak en vizyoner 18 tane şirketi belirlemişler. Bu yazımda kitapta ilgimi çeken bir bölümle ilgili yazı yazmak istedim, eminim çoğu kişinin şaşırıp ve de faydalanacağı bir yazı olacağı kanaatindeyim.

Vizyoner şirketlerden bazıları 3M, IBM, Ford, Boeing, Walt Disney, Procter&Gamble, Merck, Philip Morris vb. Normalde çoğumuzun bu büyük şirketler hakkında ezbere bildiğimiz kalıplar vardır. Ya da mitler vardır diyelim. Kitabın yazılmasından önceki araştırma sürecinde;bir dizi şaşırtıcı ve tahminlere ters düşen saptamaları içeren bulgulara rastlanılmış. Bulguların öngösterimi olarak yıkılan bir düzine yaygın mit olduğunu söyleyip bunları sırasıyla yazacağım.

YIKILAN 12 MİT

Mit 1: Büyük bir şirket kurmak için büyük fikirler gereklidir.

Mit 2: Vizyoner şirketler, büyük ve karizmatik vizyoner liderlere ihtiyaç duyarlar.

Mit 3: En başarılı şirketlerin ilk ve en önemli amacı maksimum kar etmektir.

Mit 4: Vizyoner şirketler bir dizi ortak ”doğru” öz değerlere sahiptirler.

Mit 5: Değişmeyen tek şey değişimdir.

Mit 6: Kuvvetli ve sağlam şirketlerin hisse senetlerine oynamak güvenlidir.

Mit 7: Vizyoner şirketler herkes için çalışılacak muhteşem yerlerdir.

Mit 8: Çok başarılı firmalar en iyi ataklarını parlak,zor ve karmaşık stratejik planlarla yaparlar.

Mit 9: Şirketler köklü değişiklikleri başlatmak için dışarıdan genel müdür görevlendirmeliler.

Mit 10: En başarılı şirketler öncelikle rakibi altetmeye odaklanmışlardır.

Mit 11: Keki hem yiyip hem de elinizde tutamazsınız.

Mit 12: Şirketleri vizyoner yapan her şeyden önce ”vizyon düsturları” dır.

Her mitle ilgili açıklama ve gerçekte ne olduğu kitapta uzunca açıklanmıştır. Ben o kısmı yazmadım, merak edenler kitabı alıp okuyabilirler. Tavsiyem şudur ki; her mit üzerine düşünüp zaman harcamak gerekir, neden vizyoner şirketlerde üstteki maddeler rafta kalmış, göründüğü gibi ya da bildiğimiz gibi değilmiş,uygulanmamış… Eğer bu mitler üzerine düşünüp zaman harcarsak çok daha fazla öğretici olacaktır.

 Not: Bu yazı 01.10.2014 tarihinde vivaHiba.com sitesinde yayımlanmıştır.

Read Full Post »

Markalama kelimesi yüklediği misyon üzerinden neye değer katacaksa, ona göre uygulama aşamasında da birtakım görevler içerir. Global marka olmak isteyen sayısız marka vardır. Türkiye’den çıkmış global markalar görmek; en büyük isteklerimiz arasında olmuştur.

Global markalamada engeller yoktur. Dünyaca ünlü marka gurularından biri global olma yolunda markanın hiçbir sınırı tanımaması gerektiğini söyleyip; bu yolda devam ederken görülen temel sorunların;

  • Kendi ülkelerinde markalarının pazar payının önemli ölçüde artırmalıdırlar
  • Büyümek zorundadırlar

olgularının olduğunu belirtip çözüm olarak;

  • Bulunduğunuz ülkede markanın hedefini daraltın
  • Global davranın

konseptini öneriyor. Bu maddelerin üzerinde biraz düşünürsek, değerin tüketicinin zihninde yattığını ve sınırları aşmanın markaya değer kattığını rahatlıkla görebiliriz. İnsanların zihninde bazı markalar ya da ülkeler kendi imajlarına bağlı olarak tüm dünyada global bir etikete sahip olurlar. Örneğin; Fransız Şarapları, İsviçre Saatleri, Alman Otomobilleri, Japon Elektronik Ürünleri, İtalyan Elbiseleri vb.

Peki global marka olmak için en önemli etkenler ne diye sorarsak, karşımıza iki ölçüt çıkıyor. Bunlar; lider ve ülke imajı.

İş yaptığınız alanda, kendi ülkenizde lider değilseniz; global marka olma yolunda birşeyleri yanlış yapıyorsunuz demektir. Üstte de belirttiğimiz gibi markaların çoğu kendi ülkelerinde pazar payını artırmak ve büyümek istedikleri için sınırları bir türlü aşamıyorlar.
Büyümek isteyen bir marka sürekli farklı alanlara kaymaya çalışır, odak noktasında birden fazla sektör olmaya başlamıştır. Ve bu durum, markanın odaklanma konusunda sürekli sıkıntıya sokar. Türkiye’den birkaç örnek vermek gerekirse, Sabancı veya Koç gibi markalar Türkiye’nin bel kemiği gibi görünseler de yurtdışında herkesin bildiği ya da global marka diyebileceğimiz bir markaları yok. Bir diğer taraftan Turkcell’e bakarsak bu konuda daha iyi olduklarını söyleyebiliriz. Global olma yolunda Turkcell’in pozisyonu çok iyi; çünkü odaklandığı alanda Türkiye’nin lider markası olmaları ve son zamanlarda yurtdışına da açılmaya başlamaları onları her geçen gün daha da güçlü kılıyor.
Diğer taraftan ülke imajıda markaların gelecekteki yerlerinde büyük bir rol oynuyor. Yüksek değerli markalar çıkaran ülkeler, gerek siyasi gerekse ekonomik boyutlar çerçevesinde kendi imajlarını yaratıyorlar. Yani ülke imajının markaya etkisi hissedilir derecededir.  Örneğin Türkiye’nin imajıyla ilgili yazılan bir makalede, Türkiye’nin ülke olarak imajı, kendisiyle beraber bir çok alanı etkiliyor. Bunlardan bazıları:
  • ihracat ürünleri
  • kültürel etki
  • turizm
  • uluslararası sermaye çekim gücü
  • ve de en önemlisi Türkiye’de yaşayan her bireyin, kurumun ve markanın dış dünya ile ekonomik,mesleki ve sosyal ilişkileri.

Genel olarak bu tabloya baktığımızda, ülke ve marka olgusu birbiri içinde entegreli olup; kazan-kazan ya da kötü senaryo olarak kaybet-kaybet modülü içinde gittiğini söyleyebiliriz.

”Bir ülkenin imajı çıkardığı markalara eşittir” cümlesinden yola çıkarak; kamunun markalara objektif desteğini verdiği ve markaların stratejiden yoksun değil de stratejisi güçlü, profesyonelleşme eksikliği değil de profesyonelleşmiş, değişimi takip eden değil de değişime yön veren, önyargı tiplemelerini aşmış, dünyaya açık, kendisine güvenen güçlü markalara ihtiyaç duyduğumuzu birkez daha anlıyoruz.

Not: Bu yazı 29.08.2014 tarihinde vivaHiba.com sitesinde yayınlanmıştır.

Read Full Post »

Üç modül halinde yazmak istediğim Marka Kimliği Planlama Modelinin son aşaması olan Marka Kimliği Uygulama Sistemi‘ni daha iyi kavramak için ilk aşama olan Stratejik Marka Analizi ile ikinci aşama olan Marka Kimliği Sistemi yazılarını okumanızı tavsiye ederim.

Marka kimliği uygulama sistemi temelde 3 kısımdan oluşur. Bunlar;

  • Marka konumlandırma
  • Uygulama
  • İzleme

1- Marka Konumlandırma

Markanın kendi sistemi içerisinde kimliği üzerine yüklediği değerleri; hedef kitlesine doğru bir şekilde iletip, kendi rakipleri arasından da avantajlı bir şekilde çıkmasını sağlayan bölümdür.

Marka konumunun belli başlı dört özelliği ”bölüm”, ”hedef kitle”, ”etkin iletişim”, ve ”avantaj sağlamaktır” tır.

Her markanın kendi değer önerisi ya da çok fazla üstüne düştüğü ve kimliksel yapısını korumayı amaçladığı değerler vardır. Marka konumu olduğu zaman bu değerler, iletişim stratejisi gereği değiştirilebilir. Örneğin, MADO markası için temizlik kültür ve kimliğin önemli kısımlarından biridir; fakat temizlik MADO’yu rakiplerinden farklılaştırmayacağı için marka konumunda yer almaz.

Markalar hedef pazar gruplarını belirledikten sonra daha ayrıntılı bir şekilde kendi alt grubunu belirlemeliler. Örneğin, hedef pazar grubu 18-28 yaş arası olan bir giyim markası bunu daha da spesifikleştirip maddi durumu iyi, eğitim düzeyi yüksek, sofistike gibi özellikler üzerinden gidip pazar grubunu daha da belirginleştirmelidir.

Algı durumu kişiden kişiye değişir. Marka imajı o marka hakkındaki mevcut algılamaları gösterir.Marka konumu yaratılırken marka kimliği ile marka imajı kavramları farklı boyutlarda karşılaştırılmalıdır. Örneğin, bir içeçek markası marka kimliğini amaç bağlamında en iyi olarak belirleyip, marka imajı olarak mevcut durum bunu destekliyor; ürünün kullanıcısını genç olarak kabul edip, imaj olarak orta yaş grubuna hitap ediyor olması, marka konumu tarafından yansıtılan stratejilere bağlı olduğu bilinip sonuçlar ona göre değerlendirilmelidir.

Rakiplerine karşı avantaj sağlayacak en önemli nokta üstünlük noktasını belirtmektir. Bir marka diğerinden fonksiyonel olarak ya da duygusal fayda yönünden ya da bir başka değer üzerinden daha iyiyse bunun üzerine gidip müşteriye bu avantajı hissettirmelidir.

2- Uygulama

Uygulama aşamasında özellikle alternatiflerin üretilmesi, semboller ve deneme metodlarını görüyoruz.

Ne kadar çok alternatifiniz varsa bu size o kadar fayda sağlayacaktır. Özellikle markaların çalıştığı ajanslar, yeni bir reklam kampanyası yaratma sürecinde zorlanırken, çoğu büyük marka, Coca Cola gibi, çoklu reklam ajanslarıyla çalışmaktadırlar.

Geleneksel olmayan medya araçlarını kullanmak,zaman zaman markaya beklemediğinden daha iyi sonuçlar verebilir. Örneğin, THY yanlış hatırlamıyorsam Tokyo’nun en büyük iş kulelerinden birine reklamını asmıştı ve bunun faydasını da gördü.

En iyi stratejiler güçlü ve hatırlanabilir sembollere sahip olma eğilimindedirler. Örneğin, Turkcell’in ilk sembolü olan ‘sinyal bebek’ hatırlanabilir olarak tüketicilerin zihninde yer aldı diyebiliriz.

Birçok iletişim çalışması sahada ya da laboratuarlarda denenebilmektedir. Sahada yapılan daha pahalıdır ve sınırlı sayıda seçenek test edilebilir. Laboratuar testinde yapılan potansiyel bir reklam, hedef kitlenin tepkisini ölçmek için kullanılır.

3- İzleme

Marka kimliği sistemindeki son adım uygulamaların izlenmesidir. Yapılan bir tez çalışmasında izleme hakkında şöyle denilmektedir: ”İzleme, marka konumlandırma çabalarının müşteri algılamalarına etkisinin değerlendirilmesini sağlayan planlamış sorular ve ölçeklerin olduğu kantitatif araştırmalara dayandırılabilir. İzleme, düzenli odak grupları veya derinlemesine mülakat yollarıyla sistematik olarak müşteri algıları hakkında bilgi temin eden kalitatif araştırmalara da dayandırılabilir. Kalitatif araştırma için anahtar nokta hedef kitleden kesit seçilmesinin ve ne sorulacağını bilinmesinin gerekmesidir. Zengin ve dokulu bir kimliğin değeri, müşterilerle fonksiyonel faydanın ötesine geçip daha ilişkilerin daha derin anlaşılmasını sağlayan diyaloglara yöneltmesidir.”

Toplamda üç aşama şeklinde yazmaya çalıştığım Marka Kimliği Planlama Modeli umarım faydalı olmuştur. Yazımın sonunu J.Walter Thompson‘un bir sözüyle bitirmek istiyorum:

”You cannot win the hearts of customers unless you have a heart yourself.”

Read Full Post »

Marka Kimliği Planlama Modeli‘nin ilk aşaması olan Stratejik Marka Analizi ile ilgili yazımı yazdıktan sonra; bugünkü yazımı ikinci aşama olan Marka Kimliği Sistemi üzerine yazacağım.

Markanın kendi yapısı gereği, gerek ürün özellikleri ya da şirketin kurum kültürü üzerine inşa ettiği değerler zaman kısıtlaması olmadan uzun vadede markanın kazançlı çıkmasını sağlayacaktır. Sistemin kurum açısından iyi işlemesi için marka kimliği yapısını incelediğimizde; öz kimlik ve genişletilmiş kimlik kavramlarını görüyoruz.

Markanın anlamı,konumu, başarısı, vermek istediği mesaj öz kimlik üzerinden verilir. Ya da öz kimlik bahsettiğimiz özellikleri tüketicinin zihninde net bir şekilde algılamasını sağlar. Markanın öz kimliği, girilen yeni bir pazarda bile öncesinden yarattığı algı üzerinden kendi hanesine artı puan kaydettirir. Genişletilmiş kimlik kavramında ise markanın öz kimlik üzerinden veremediği ayrıntılı bilgileri genişletilmiş kimlik çerçevesinde verir. Pazarlama programlarının önemli elemanları genişletilmiş kimliğe dahil edilmektedir. Yani tamamlayıcı konumundadır.

Marka kimliğinin algılanmasında temelde dört bakış açısı vardır:

  1. Markanın ürün olarak algılanması
  2. Markanın kurum olarak algılanması
  3. Markanın kişi olarak algılanması
  4. Markanın sembol olarak algılanması

1-Markanın ürün olarak algılanması

Markanın ürün sınıfıyla ilişkisi üzerinden markanın hangi ürün grubuna ait olduğu anlaşılır. Örneğin Visa için kredi kartları, Compaq için bilgisayarlardır. Burdaki marka ile ürün sınıfının ilişkilendirilmesinde amaç markadan bahsedildiğinde ürün sınıfının hatırlanması değildir.

Ürünle ilgili özellikler açısından baktığımızda markanın fonksiyonel ya da duygusal bakımdan müşteride uyandırdığı etkidir. Örneğin, Virgin havayollarının business class sahiplerine ücretsiz olarak sunduğu limuzin servisi.

Kalite unsuru ve değer bağlamında incelediğimizde, özellikle rekabetçi her alanda, algılanan kalite ,rekabetin kilit noktasını belirlemektir. Starbucks kahveyi sunmada bütünlük ve uyum açısından dünyanın en iyisidir diyebiliriz.

Yukarıda bahsettiğimiz markanın ürün olarak algılanmasındaki ilişkileri artırabiliriz. Şuanlık için vermek istediğimiz mesajın anlaşıldığını düşünüyorum.

2-Markanın kurum olarak algılanması

Bu algılanma çeşidinde ürün ve hizmetin özelliklerinden çok kurumun özellikleri ön plana çıkmaktadır. Aynı pazarda farklı markaların rekabet ettiği durumlarda, ürünün özelliğinden çok kurumun algısı daha iyiyse bu marka için faydalı olacaktır.

Örneğin bir kurum çevreye özen gösteriyor ve yerelde halkla arası iyi durumdaysa alt markalarda müşteri tarafından güven duygusu yaratır.

3-Markanın kişi olarak algılanması

Markalarda bireyler gibi güçlü, güvenilir, etkin, komik, cesur gibi özelliklere sahip olup kimlik yapılanmasında böyle bir algının oluşmasını sağlayabilirler.

Diğer taraftan insanlar markalar üzerinden kendilerini tanıtma ya da bireysel özelliklerini vurgulama yoluna da gidebilirler. Bir Apple kullanıcısı kendisini yaratıcı biri olarak tanımlayabilir.

İnsanların kişiliklerinin insanlararası ilişkileri etkilemesi gibi marka kişiliği de marka ve müşteri ilişkisinin temeli olabilmektedir. Örneğin, Dell zor işlere yardımcı olan bir profesyonel olabilmektedir.

4-Markanın sembol olarak algılanması

Semboller markanın daha kolay tanınması ve anımsanması açısından son derece önemlidir. Sembolün eksikliği marka için önemli bir eksikliktir.

Görsel imgeler içeren semboller kolayca hatırlanabilmekte ve güçlü olmaktadırlar. Örneğin, Coca Cola’nın klasik şisesi, Mercedes Benz’in amblemi…

Marka kendi kimlik yapısını algılama bakımından inceleyip nerede olduğunu ve nasıl davranması gerektiğini iyi bilmelidir. Bir diğer yazım Marka Uygulama Sistemleri üzerine olacaktır.

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: