Gayemiz

Ben herkesin kendi çalışmasında yapması gerekeni yaptım: Öncüllerinin başarılarını minnettarlıkla karşılamak, onların yanlışlarını ürkmeden doğrulatmak, kendisine gerçek olarak görüneni gelecek kuşağa ve sonrakilere emanet etmek. (El-Biruni, öl.1048)

Eski zamanların duası dert üzerineydi. Allah sana dert versin, derlerdi. Mahiyeti itibariyle, “gaye“. Günümüze uyarlarsak, misyon.

‘Bizden mucit çıkmaz, ara eleman ülkesiyiz’ diyen bakanda, ‘Milletime borcum var, günde ortalama 17 saat çalışıyorum’ diyen bilim adamı da bu ülkenin insanı. Cemil Meriç’in etimin eti, kemiğimin kemiği dediği ülke de, bu ülke.

Coşmak lazım diyorlar. Niçin? Bir mana uğruna. Bulunduğumuz konum, yaptığımız iş fark etmeksizin. Arayışımız, dermanı olmalı derdimizin. Bizden almalı, kıymeti harbiyesini. Alkışa da, övgüye de ihtiyacımız yok.

Nasıl ki, 1000 yıl öteden teşekkürü aldı. Teşekkür ederek Biruni. İlham olmalı, ihtiyacı olan gönüllere. Selam vermediğimiz insanlar çoksa, gayemiz uğruna selam vereceğimiz güneşimiz olsun. İlk ışıklarda.

 

Yaşama tarzımız

Bir fikri, bir yaşama tarzını var-kılmanın en iyi yolu, ortaya, o fikri, o yaşama tarzını temsil eden bir “örnek” koymaktır. (İhsan Fazlıoğlu)

Bu hayatta en çok istediğim şeylerden birisi, mesafeyi kısaltmaktı. Düşündüklerim ile uyguladıklarım arasındaki. Yaşadığım, akıl ile kalbin çatışması. Hep bir arafta kalma hali.

Düşünme kısmı zihinde özgürce gerçekleşirken, davranış kısmı biraz öyle olmuyor. Biraz terbiye lazım bize. Dücane Cündioğlu’nun dediği gibi düşünürken zan’dan, davranırken cehl u cehaletten uzak durmak gerekir.

Sahiplenip itaat ettiğimiz her ne varsa “zan” olarak bir engel. Engel olduğunu göremiyoruz. İnsanoğlu hakikat bilgisini sevmiyor. Fikir süzgeçi olarak kullandığı, duymak istedikleri.

Kaybetmek çok zor. Zor olan, görüpte bırakamamak. Bilip de yapmamak. Kaçış hali. Hakikatten.

Sorunun cevabı haykırıştır, cesarettir. Dengenin temsili olarak cesaret. Yeniden düşünerek, sabırla ilerleyerek katkıda bulunmalı. Neyi temsil edeceksek teslimimizle. İlkelerle.

 

 

Yapabileceklerimiz varken yapamadıklarımız

Geçmişle ilişkim özlemden daha çok bir keder. Yapabileceklerimiz varken yapamadıklarımızdan dolayı içimden atamadığım suçluluk duygusu ve keder. (Cin Aynası, Ercan Kesal)

İlkokul, orta okul ve sonrasında lise eğitimim bitince okumuş olduğum kitap sayısı 10 bile değildi. Mahrum kaldığım binlerce sayfaları geri getirmem mümkün değil. Kitapların değerini 18 yaşında anladım. Sonrasında bu kıymeti hiç bırakmadım.

Üniversite 2. sınıfta, üç aylık yaz tatilimi Avrupa’da bir şirkette staj yaparak geçirme fırsatı yakalamıştım. Fonla desteklenecek bu programı kazandığım halde, gitmekten vazgeçtim. Gitmemenin bana neler kaybettirdiğini bilmiyorum. Ve sanırım hiç bir zaman öğrenemeyeceğim.

Zorlu mülakatlar sonucunda, Mercedes şirketinden 12 aylık uzun dönemli staj programını kazanma ihtimalim bir soruya bağlıydı: “Haftada 4 gün gelebilir misiniz?”. Üç gün gelebilirim dedim. Beni değil, diğer arkadaşı aldılar.

Hayat, karar almadır. Doğru ya da yanlış. Maliyet, fırsatların etkisiyle oluşur.

Akademisyenlik mesleğimden çok memnunum. Bazı kaçırdığım şeylerin fırsat mı yoksa şuanki durumum için bir sebep mi olduğunu hala bilemiyorum.

Düşünce Dünyanızda Sahiplendikleriniz

Önce düşünce dünyamızda öldürdüler. Sonra da bir arada yaşayın dediler. Hiç tanımadan, sevmeden, saygı duymadan… Bilakis nefret edercesine.

Konuşmaların bitişinde durak olmadığı gibi, ifadelerin de nezaket kuralları yoktu. Herkesin her kesim hakkında sınırsız söz söyleme hakkı vardı. Sözgelimi, düşünmenin ürünü olan bir görüş yerine çevrenizin etkisiyle sahiplendiğiniz fikirler, sizi bir kapana kıstırabilir ve bu durumun farkına varamayabilirsiniz. Düşman kazanmak için yaşadığınız ilk deneyimler bunlardır.

Düşman kelimesini yok edilmesi gereken bir manadan ziyade düşünce dünyanıza set çekilmiş bir kavram olarak tahayyül etmeniz daha makul olacaktır.

Suçun şahsiliği ne kadar bireyi kapsıyorsa sahip olunan fikrin şahsiliği de o derece kapsıyor. Sahip olduğunuz/sahiplendiğiniz fikirleriniz kendi kişisel dünyanızda kalır, belki soyuttur, ama uygulamada yaptıklarınız düşündüklerinizdir.

Bu anlamda, günün yevmiyesini kazanmak için ter döken adam gibi; düşünce dünyanıza soktuğunuz her fikir, her söylem, her ilke için de bedel ödemelisiniz. Bedelini ödemediğiniz her görüşün, kısa olan bu hayatta sizi üzme ihtimali çok yüksektir. Zihninizdeki öteki kabul ettiğiniz, sınır çizdiğiniz her şey, sizi acımasız bir şekilde sıkıştıracaktır.

Hükmün denetlemeye tabi olmadığı bölgelerde, sövme gruplar arasında iletişim aracı olarak görev alırken siz hakikati söyleme konusundaki dürüstlüğünüz ile akıbetinizi belirleyin. Çünkü insanın kazandıkları akıbetidir [Müddessir; 38].

İlim ve Edep İlişkisi

Her işi yapmanın bir edebi olduğu gibi bilim yapmanında bir edebi olmalıdır. Bu yüzdendir ki, bir hekim olan Ebubekir Razi Eyvani (856-925) ‘‘Bir dirhem ilim, bin okka edebe muhtaçtır” sözünü telaffuz etmiştir.

Bir insanın paraşütle uçaktan atladığında, ne kadar basınca dayanabileceğini öğrenmek için basınç odalarına sokup, iç organları patlayıncaya kadar basınç uygulamanın ahlaki doğruluğunu, ya da çocuklara ciddi hastalıklara sebep olacak mikropları enjekte ederek ne kadar dayanabilecekleriyle ilgili insanlık dışı testleri ancak Josef Mengele’nin acımasızlığında bulabiliriz. Bu Alman Nazi doktor, yaklaşık 2 milyon kişinin insanlık suçu işlenerek öldürülmesinden sorumlu tutulmaktadır.

İmam Malik’i yaklaşık 1100 yıl ileriye taşıyıp Dr. Josef Mengele ile tanıştırsaydık, büyük ihtimalle: ”İlimden evvel, insanlık adabını öğrenmen gerekir” derdi.

Bu sıralar var olan insan-hayvan ayrımındaki ‘namaz’ tartışmasının ruh halini de, edep eksikliğine bağlayabiliriz. İlle bir fark yaratılacaksa insan ile hayvan arasında, Mevlana gibi ”edeptir, edep” diye haykırmalıyız. Ya da edebin bir damla olduğunu, Hz. Ali’nin ‘‘damla dı mı yok olur” sözüne bırakarak geriye çekilebiliriz.

Kalp kıran, ifadeyle zarar veren, hak için hakikat yolunda olmayan kimseler için, içimize su serpecek bir sözü de Mehmet Akif’ten işitelim: ‘‘Ne ibrettir kızarmak bilmeyen çehren, bırak kardeşim tahsili; git önce edep, haya öğren…”.

Devirler değişti. Dergahta yok. Ama dergaha gidenlere de ilimden önce edep öğretirlerdi. Edep öğrenilmediğinde sonuçlarının ne olduğunu gördük, görüyoruz…

İlim yolunda olan kişileri Yunus Emre’nin sözüyle uğurluyoruz:

”Gezdim Halep ile Şamı, Eyledim ilmi talep, Meğer ilim bir hiç imiş, İlla edep illa edep”.

Bilimsel bir makale nasıl okunmalıdır?

Waterloo Üniversitesi’nden S. Keshav ”How to Read a Paper” (Link) isimli bir çalışma hazırlayarak bilimsel bir makalenin nasıl okunması gerektiğine dair bir bakış açısı sundu.

Şuan aramızda olmayan çok kıymetli İsmail Arı da, bu çalışmayı ”Bir Makaleyi Nasıl Okumalı?” (Link) diye Türkçeye çevirdi.

Çalışmalar linklere tıklanarak okunabilir. Bu yazıda genel olarak kısa bir özet halinde, sürecin nasıl olması gerektiği vurgulanacaktır.

Makale okuma süreci:

  • Üç-geçişli bir okuma yaklaşımı söz konusudur.
  • İlk geçişte makale hızlıca taranır.

[box]İlk geçiş süreci, 5 ile 10 dakika arası sürmelidir. Başlık, özet ve giriş kısmı dikkatlice, diğer bölümlerin ise sadece başlık kısımları okunmalıdır. Bu sürecin sonucunda makalenin hangi alanda yazıldığı, anlaşılır bir şekilde yazılıp yazılmadığı ve makalenin ana katkılarının neler olduğu konularında fikir sahibi olunmalıdır. [/box]

  • İkinci geçişte makale özenle okunur.

[box]İkinci geçiş süreci 1 saatinizi alabilir. Şekillere ve çizimlere dikkatlice bakılıp anlaşılmalı, sonuçlar değerlendirilmeli, sonradan okunacak makaleler işaretlenmeli ve makalenin içeriği net bir şekilde kavranmalıdır. [/box]

  • Üçüncü geçişte makale yeniden üretilir.

[box]Hakem iseniz bu süreç daha fazla gereklidir. Deneyimli olanlar için 1 saat, yeni başlayanlar için 4-5 saat sürebilir. Ayrıntılar dikkatlice irdelenir, makaleyi gerçek manada hissedip varsayımlar ortaya konulup, makalenin içeriğiyle kıyaslayıp varsa eksik yanlar ortaya konulur. Gelecek çalışmalar için aklınızda gelen fikirler not edilir.[/box]

  • Sonuç olarak, ilk geçiş süreci sonucunda okuduğunuz makale ilgi alanınıza giriyorsa; birkaç hafta içerisinde ikinci adıma geçin (girmiyorsa süreci bitirin) ve sonrasında birkaç ay içinde üçüncü adıma geçerek makale hakkındaki süreci bitirin. Böylece makaleyi tam bir şekilde kavramış olursunuz.

Yüksek lisans ve doktora tez arama siteleri

Türkiye’deki üniversitelerde yazılan yüksek lisans ve doktora tezlerine, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından kurulan Ulusal Tez Merkezi’nden erişilmektedir.

  • Ulusal Tez Merkezi – Link

Yurtdışındaki üniversitelerde yazılan yüksek lisans ve doktora tezlerine ulaşmak için ise Proquest arama motoru kullanılmaktadır.

  • Genel Proquest Tez Arama Motoru – Link

Bilimsel araştırma, intihal ve disiplin cezaları

Bu yazı, akademisyenlerin (devlet ve vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışan) yayın ve araştırma süreçleri içerisinde uyulması gereken kuralların dışına çıktıkları zaman karşılaşabilecekleri disiplin cezalarını içerir.

Uyarma*

[box]Uyarma: Görevde ve davranışta daha dikkatli olunması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.[/box]

  • Destek alınarak yürütülen araştırmalar sonucu yapılan yayınlarda destek veren kişi, kurum veya kuruluşlar ile bunların katkılarını belirtmemek.

Kınama*

[box]Kınama: Görevde ve davranışta kusurlu olunduğunun yazı ile bildirilmesidir.[/box]

  • Yayınlarında hasta haklarına riayet etmemek.
  • İnsanlarla ilgili biyomedikal araştırmalarda veya diğer klinik araştırmalarda ilgili mevzuat hükümlerine aykırı davranmak.
  • İncelemek üzere görevlendirildiği bir eserde yer alan bilgileri eser sahibinin açık izni olmaksızın yayımlanmadan önce başkalarıyla paylaşmak.
  • Bilimsel bir çalışma kapsamında yapılan anket ve tutum araştırmalarında katılımcıların açık rızasını almadan ya da araştırma bir kurumda yapılacaksa ayrıca kurumun iznini almadan elde edilen verileri yayımlamak.
  • Araştırma ve deneylerde, çalışmalara başlamadan önce alınması gereken izinleri yetkili birimlerden yazılı olarak almamak.
  • Araştırma ve deneylerde, mevzuata veya Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı çalışmalarda bulunmak.
  • Araştırmacılar veya yetkililerce, yapılan bilimsel araştırma ile ilgili olarak muhtemel zararlı uygulamalar konusunda ilgilileri bilgilendirme ve uyarma yükümlülüğüne uymamak.
  • Akademik atama ve yükseltmelere ilişkin başvurularda bilimsel araştırma ve yayınlara ilişkin yanlış veya yanıltıcı beyanda bulunmak.

Aylıktan veya ücretten kesme*

[box]Aylıktan veya ücretten kesme: Devlet yükseköğretim kurumlarında brüt aylıktan; vakıf yükseköğretim kurumlarında brüt ücretten bir defaya mahsus olmak üzere 1/30 ila 1/8 arasında kesinti yapılmasıdır.[/box]

  • Araştırma ve deneylerde, hayvanlara ve ekolojik dengeye zarar vermek.
  • Bilimsel çalışmalarda, diğer kişi ve kurumlardan temin edilen veri ve bilgileri, izin verildiği ölçüde ve şekilde kullanmamak, bu bilgilerin gizliliğine riayet etmemek ve korunmasını sağlamamak.
  • Bilimsel araştırma için sağlanan veya ayrılan kaynakları, mekanları, imkanları ve cihazları amaç dışı kullanmak.
  • Mükerrer yayınlarını akademik atama ve yükselmelerde ayrı yayınlar olarak sunmak.
  • Bir araştırmanın sonuçlarını, araştırmanın bütünlüğünü bozacak şekilde ve uygun olmayan biçimde parçalara ayırıp birden fazla sayıda yayımlayarak bu yayınları akademik atama ve yükselmelerde ayrı yayınlar olarak sunmak.
  • Aktif katkısı olmayan kişileri yazarlar arasına dahil etmek veya olan kişileri dahil etmemek, yazar sıralamasını gerekçesiz ve uygun olmayan bir biçimde değiştirmek, aktif katkısı olanların isimlerini sonraki baskılarda eserden çıkartmak, aktif katkısı olmadığı halde nüfuzunu kullanarak ismini yazarlar arasına dahil ettirmek.

Kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme*

[box]Kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme: Devlet yükseköğretim kurumlarında bulunulan kademedeki ilerlemenin, fiilin ağırlık derecesine göre bir ila üç yıl arasında durdurulması; vakıf yükseköğretim kurumlannda ise fiilin ağırlık derecesine göre üç ila altı ay süreyle brüt ücretten 1/4 ila 1/2 arasında kesintiye gidilmesidir.[/box]

  • İnsanlarla ilgili biyomedikal araştırmalarda ve diğer klinik araştırmalarda ilgili mevzuat hükümlerine aykırı davranmak suretiyle kişilere zarar vermek.
  • Bilimsel araştırmalarda gerçekte var olmayan veya tahrif edilmiş verileri kullanmak, araştırma kayıtları veya elde edilen verileri tahrif etmek, araştırmada kullanılmayan cihaz veya materyalleri kullanılmış gibi göstermek, destek alman kişi ve kuruluşların çıkarları doğrultusunda araştırma sonuçlarını tahrif etmek veya şekillendirmek.

Üniversite öğretim mesleğinden çıkarma*

[box]Üniversite öğretim mesleğinden çıkarma: Akademik bir kadroya bir daha atanmamak üzere üniversite öğretim mesleğinden çıkarmadır.[/box]

  • Üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezasını gerektiren fiil, başkalarının fikirlerini, metotlarını, verilerini veya eserlerini bilimsel kurallara uygun biçimde atıf yapmadan kısmen veya tamamen kendi eseri gibi göstermektir.

Kitap Sürprizi

Twitter üzerinden tanıştığım güzel insan Fırat Demirel bana bir sürpriz yaptı. İstanbul’dan Erzurum’a hediye bir kitap gönderdi. Beni en çok mutlu eden hediyelerden biri oldu.

Kendisiyle yüzyüze tanışma fırsatımız olmadı (umarım en kısa zamanda olur); ama hayata bakışı, düşünceleri, samimiyeti uzun zamandan beridir tanıdığım bir dost hissi veriyordu.

Düşünce dünyamın gelişmesinde böylesi iyi insanlarla karşılaştığım için her zaman şükrediyorum.

Kendisine bu yazı vesilesiyle çok teşekkür ediyorum 🙂

Kendini Aramak - İhsan Fazlıoğlu

12. Hafta: Düşünce Dünyamıza Katkı için 15 Sözcük ve Bir Sanat Eseri

1-Râvi

Arapça bir sözcük olan rāwi kökünden gelir. Rivayet eden anlamına gelir.

2-Enfiye

Arapça bir sözcük olan anf kökünden gelir. Anf burun demektir. Enfiye de tütünden yapılan ve burna çekilen keyif verici, aksırtıcı toz, burun otu anlamına gelir.

3-Tahmis

Arapça bir sözcük olan taχmīs kökünden gelir. Divan edebiyatında bir gazelin her beytinin başına üç dize katılması durumu, beşleme anlamına gelir.

4-Laçka

Venedikçe bir sözcük olan lasca kökünden gelir. Bırak! gevşet! anlamına gelir. Gemi halatının gevşetilip boşa bırakılması anlamına da gelir. Ayrıca gevşemiş, verimsiz duruma gelmiş, düzeni bozulmuş anlamı da vardır.

5-Müsamaha

Arapça bir sözcük olan musāmaḥa(t) kökünden gelir. Cömertlik etme, hoşgörme, affedicilik anlamına gelir. “Cezalar hiçbir müsamaha gösterilmeden derhâl tatbik ettirilirdi.” – A. H. Çelebi

6-Mümeyyiz

Arapça bir sözcük olan mumayyiz kökünden gelir. Seçen, seçici, iyiyi, kötüyü, doğru ve yanlışı ayıran anlamına gelir. “Neşemden duramıyor, öbür mümeyyizlerle konuşuyor, gülüyordum.” – Ö. Seyfettin

7-İffet

Arapça bir sözcük olan ˁiffa(t) kökünden gelir. Utanma, edep, ar anlamına gelir. Ayrıca cinsel konularda ahlak kurallarına bağlılık anlamı da vardır.

8-Konçerto

İtalyanca bir sözcük olan concerto kökünden gelir. Birlikte müzik yapma anlamına gelir. 18. yy’da popülerlik kazanan bir enstrümantal müzik formu anlamı da vardır.

9-Algoritma

Fransızca bir sözcük olan algorithme kökünden gelir. Fransızcaya Arapça bir sözcük olan al-χʷarizmī sözcüğünün değiştirilerek geçişi söz konusudur. İslam matematikçisi Harezmi (9. yy) nin ismi kullanılmıştır. Özünde ise χʷarizm Orta Asya’da bir yer ismidir. Matematikte bir problemi çözmek için uygulanan prosedürler dizisi anlamına gelir. Orta Çağda ondalık sayı sistemine göre, son zamanlarda ise iyi tanımlanmış kuralların ve işlemlerin adım adım uygulanmasıyla bir sorunun giderilmesi veya sonuca en hızlı biçimde ulaşılması işlemi anlamı da vardır. Harezmi yolu olarakta bilinir.

10-Karaköy

Karaköy’ün eski adı Karayköy. Şuradan geliyor bu isim: Fatih Sultan Mehmet zamanında semte Karai Musevileri yerleştirilmiş. Karailer Yahudiliği seçen tek Türk Kağanlığı olarak biliniyor. Karailer dini kitap olarak sadece Tevrat’ı kabul ediyorlardı. Bu nedenle de İbranice -kitapçı, okumacı- anlamına gelen Karai ismini almışlardı. Karayköy zaman içerisinde Karaköy olarak değişmiş. (Kaynak)

11-Merbut

Arapça bir sözcük olan marbūṭ kökünden gelir. Bağlı, bağlanmış, raptedilmiş anlamına gelir. “Şiir salhaneye merbut bir müessesedir ve içinde sakatattan yalnız kalp parçaları satılmaktadır.” – A. H. Çelebi

12-Tenezzüh

Arapça bir sözcük olan tanazzuh kökünden gelir. Arınma, (kirli ve sıkıntılı şeylerden) uzaklaşma, ferahlama anlamına gelir.

13-Tavassut

Arapça bir sözcük olan tawassuṭ kökünden gelir. Araya girme, aracı olma anlamına gelir.

14-Mütelezziz

Arapça bir sözcük olan mutalaḏḏiḏ kökünden gelir. Lezzet alan anlamına gelir.

15-Lavuk

Kürtçe bir sözcük olan lawik kökünden gelir. Oğlan çocuğu anlamına gelir. Fakat sözcüğün anlamı, gündelik kullanımda değişmiştir. Önemsiz konular üzerinde fazlaca duran, gereksiz konuşan kimse anlamına gelmektedir.

Bu haftaki sanat eserimiz ve manası:

”Narcissus” Caravaggio

Narsizm” kavramının mitolojik kaynağı olarak kabul edilen Narcissus‘un öyküsünde Doğa, başrolde yer alır. Mekanımız ormandır; nehir, rüzgar, insan ve nergis çiçeğinin rolleri bölüşür ve ortaya, günümüzde sık sık kullandığımız ‘kendine aşık insan’ manasına gelen “Narsist” kelimesi çıkar. Caravaggio‘nun 1597’de başlayıp iki senede bitirdiği eseri “Narcissus“, bu öyküyü anlatır. 

Liriope, kuşkonmazgillerden gelen bir çiçek türüdür. Nehir kıyılarında yetişen bu çiçeksiz çiçeğin adı Roma mitine göre güzel bir su perisi olan Liriope‘nin adından geliyor. Güzel Liriope, bizim ‘Kifisos‘ şeklinde telaffuz ettiğimiz rüzgar tanrısı Cephissus‘a aşık olur ve aşkı karşılık bulur. Çift, birlikte olunca Liriope hamile kalır ve Narcissus doğar. Küçük oğlanın kaderi, annesini endişelendirir ve tek oğlunun geleceğini öğrenmek için kör bir kahine gider. Kahin, Narcissus’un kendisini görmediği takdirde yaşamını sürdürebileceğini söyler. Bunun ne anlama geldiği, ancak Narcissus kendini nehirde (ayna gibi) gördüğünde anlaşılacaktır.

Kendini nehirde gördüğünde gördüğü güzelliğe hayran olan Narcissus‘un yavaş yavaş hareketsiz kalan bedeni, Nergis çiçeğine dönüşür. İşte Caravaggio‘nun chiaroscuro tekniği kullanarak (figürün boynu, göz kapağı, dizi ve kollarında) tamamladığı eserinde Narcissus‘un su birikintisinde yansıyan görüntüsüne hayranlıkla baktığını görürüz. İki eliyle destek alarak sudaki yansımaya bakan bu açık kahverengi başlı genç çocuk, Barok Dönemi 17 – 20 yaş erkek figürlerinin ideal görüntüsüdür.

Kullandığı tekniğin yanı sıra sudaki yansımasını, görüntünün olduğu gibi tersine ve renkleri koyulaştırarak aktaran Caravaggio, hikayesi ormanda geçen bu işini yaparken karanlık bir arka plan tercih etmiştir. Bunun sebebi, kuşkusuz zıtlığı belirginleştirip izleyicinin dikkatini Narcissus figürüne yönlendirmek. 110 x 92 cm‘lik resim, Roma’daki Ulusal Antik Sanatlar Müzesi‘nde sergileniyor.(Kaynak)

Not: Bazı sözcüklerin anlamı bulunurken nisanyansozluk ve tdk.gov.tr sitelerinden faydalanılmıştır.